"Bak sen şu Kalender gelinlerine," diyen alaycı sesini duyduk. "Nasıl da kaçayiler." Ben artık bir Kalender gelini değildim!
Hadi ben kaçıyordum ama Farah niye kocasından kaçıyordu! Kolunu tutarak onu durdurdum. "Ben saklanana kadar sen onu oyala." Kocasının sağı solu belli olmadığı için ne yapacağını kestiremiyordum.
Farah dehşete kapılarak bana baktı. "Ben ne olacağım?"
"Kocan değil mi? Senin ondan zaten kaçışın yok, bari birimiz kurtulsun." Tam arkamızda bir öksürük sesi duyunca yutkunarak arkamıza döndük. Gurur ellerini ceplerine koymuş, dik dik bize bakıyordu.
Önce Farah'a, sonra bana, daha sonra tekrar Farah'a bakarak ona beni gösterdi. "Sen bu kızin yaninda çok durmayasun," diyerek onu uyardı. "Senu de kendune benzetur, hiç uğraşamam." Farah'ı bana gönderdiğini gizliyordu.
Farah'tan sonra bana dönüp başıyla Karun'un bulunduğu masayı işaret etti. "Sen de doğrudan kocanin yanina gideysun. Uşağa kafayi yedurten sensun, toparlayacak olan da sensun." Artık onun karısı olmadığımı anlamak istemiyordu.
"Gidersem vurur beni."
Ceketinin önünü kenara çekerek bana silahını gösterdi. "Gitmeyunce de ben senu vurayim." Tehlikeli gözlerle bana bakıp göğsünü kabarttı. "Karar ver bakayim," diyerek tehdit etti. "Hangimizun elunde ölmek isteysun?"
"Bir C şıkkı istesem?"
"Ula bak atayi kafam!"
"Tamam, gidiyorum!"