Endymion gelirdi aklına. Bafa Gölü’nde Ay Tanrıçası’na aşık olma cesaretini gösteren çoban, Olympos’takilerin gazabına uğramış, ona en büyük ceza verilmişti: Kaderini bilmek. Meğer gelecek denilen o bulanık, o belirsiz perdenin bilinmeden kalması en büyük nimetmiş.
Ama insan, yüzyıllardır kendi soyunu sanatla, felsefeyle, bilimle hayvanlardan daha iyi bir seviyeye yükseltmeye çalışmamış mıydı? Belki öyleydi, belki de bu insanlığın en büyük yanılgısıydı.
Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak , ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak…
Kitap Buck adında bir köpeğin şehir hayatından ilkel bir yaşama geçiş sürecini ve sonuçlarını anlatıyor. Zorlu koşullarla mücadele eden tüm hayvanların ne yaşadığını mükemmel bir şekilde yazıya dökmüş yazar. Bir insanın ağzından anlatılsaydı bu denli etkili bir kitap olabileceğini düşünmüyorum. Beğendim, hızlı bitti, dili sade bir klasik tavsiye ederim.