İslam felsefe geleneğinin en özgün temalarından biri olan 'Hayy bin Yakzan', sadece bir karakterin değil, insanın hakikati bulma yolculuğunun hikayesidir.
İbni Sina'nın aynı ismi taşıyan alegorik anlatısı ile başlayan bu kitap
Kendisinden esinlenildiği söylenilen Absal ve Salaman'ın anlatısını da içeriğinde barındırıyor.
Asıl meşhur hikaye ise kendisi İşraki Felsefe'nin temsilcisi olan İbni Tufeyl'in Hay b. Yakzanıdır.
İbn Tufeyl, Hayy’ın dünyaya gelişini iki ilginç varsayımla başlatır: Bir yanda toprağın uygun birleşiminden "kendiliğinden doğuş" (natüralist bir bakış), diğer yanda ise bir annenin evladını korumak için sandala koyup denize bırakmasıyla adaya ulaşması varsayımıdır. (Musa Peygamber anlatısını andıran sosyal bir bakış)
Bu iki varsayım insanın iki türlü var olması halinde de aklı ile gerçeğe ulaşabileceğini anlatır.
Adada yaşamayı keşfeden Hay'ın ilk öğretmeni yavrusunu kaybetmiş bir ceylandır. Ceylan onu doyurur ve kendi ihtiyaçlarını gidereceği yaşa gelinceye kadar koruyup kollar. Hay'ın ilk ve en büyük şoku Ceylan'ın ölümüdür. Onu yaşama döndürme iç güdüsü ile bir çeşit otopsi yapar ve canı hayatta tutan şeyin ne olduğunu aramaya başlar. Kalbini eline aldığında asıl hayat verenin kalp olmadığını keşfeder.
Bu sırada Hay adaya iyice adapte olmuştur. Ellerini keşfetmiş kendine giysiler yapmış ve avlanmayı öğrenmiştir.
21 yaşına kadar iç güdüleri ile diğer hayvanlar gibi yaşamaya alışmış olsa da bunlar düşünme yetisi olan ve ölümle yüzleşen Hay'a yeterli gelmez
Yaşamı boyunca yer ve gök üzerine uzun uzun varsayımlar serdeder.
Etrafında bulunan her şeyin geçiciliğini keşfetmesi onu aşkın olanı aramaya sevkeder. Kendine ilkeler belirler ve bu doğrultuda hayatını sürdürür.
.Bu Hay için çok uzun bir yolculuktur. Bu sabırlı akıl yürütme sürecinin sonunda,