“Fakat neden onu bazı anlarda seviyorum? Neden onu affediyor ve sevgi dolu bir oğul gibi, kafesinden kurtulan bir kuş gibi bütün ruhumla ona koşuyorum?
Odamın penceresinden şimdi gördüğüm hayat, gri bir çevreyi anımsatıyor bana: Gölgesiz,parlak ışıklar yok; gri bir renkten ibaret…
Ama gözlerimi kapatıp geçmişi anımsayınca, güneş spektrumunun bahşettiği gökkuşağını görebiliyorum… Evet, orası fırtınalı ama aynı zamanda aydınlık da…”
Kitabın sonlarında yer alan bu satırları okurken aklıma şu replik geldi “Renkler vardı Gülfem. Sesler,şarkılar vardı.”
Bazen içeriğini bilmeden, sadece kapağına bakarak o kitabı alasınız gelir ya hani, işte bu kitap benim için onlardan biriydi. İlk görüşte kapaktaki kıza, onun yabani ve gizemli duruşuna aşık oldum.
Bir yerlerde bir olay yaşanır ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı anlaşıldığında insanların ruh halleri ve tepkileri çeşitli olur. İşte bu halleri çok iyi aktarmış hikayeye. Çeşitli sınıftan, farklı karakterden insanların ruh çözümlemeleri, olaylara verdiği tepkiler, bakış açıları çok gerçekçiydi. Bu da karakterleri sanki çok yakından tanıyormuşuz hissini veriyordu.
Eski bir sorgu hakimi Zinovyev’in başından geçen trajik bir olayı taslak haline getirip onun gazetede yayınlanmasını istemesiyle başlıyor hikaye. Sorgu hakimimizin aslında hiç hazzetmeği, tepeden baktığı arkadaşı kont, uzun bir aradan sonra malikanesine geri gelmiştir ve Zinovyev’i de ısrarla evine davet eder. Sefahat ve eğlence alemlerini düşleyerek daveti kabul eden sorgu hakimi, hayatını mahveden kadınla tanışmasını sağlayacak o ilk adımı da atmış olur. Ormanda rastladığı “kırmızılı kız” sadece Zinovyev’in değil, başkalarının da hayatını karartacaktır.
!!!SPOİLER İÇEREBİLİR!!!
Okurken karanlık havasını başlardan itibaren