Tuğba k

Tuğba k
@Tugbakosker
Hangi akla hizmet budalalarla yüzmem dedim ki…
Renkler vardı Gülfem!
7/10
·208 syf.··
2026 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 00:24
“Fakat neden onu bazı anlarda seviyorum? Neden onu affediyor ve sevgi dolu bir oğul gibi, kafesinden kurtulan bir kuş gibi bütün ruhumla ona koşuyorum? Odamın penceresinden şimdi gördüğüm hayat, gri bir çevreyi anımsatıyor bana: Gölgesiz,parlak ışıklar yok; gri bir renkten ibaret… Ama gözlerimi kapatıp geçmişi anımsayınca, güneş spektrumunun bahşettiği gökkuşağını görebiliyorum… Evet, orası fırtınalı ama aynı zamanda aydınlık da…” Kitabın sonlarında yer alan bu satırları okurken aklıma şu replik geldi “Renkler vardı Gülfem. Sesler,şarkılar vardı.” Bazen içeriğini bilmeden, sadece kapağına bakarak o kitabı alasınız gelir ya hani, işte bu kitap benim için onlardan biriydi. İlk görüşte kapaktaki kıza, onun yabani ve gizemli duruşuna aşık oldum. Bir yerlerde bir olay yaşanır ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı anlaşıldığında insanların ruh halleri ve tepkileri çeşitli olur. İşte bu halleri çok iyi aktarmış hikayeye. Çeşitli sınıftan, farklı karakterden insanların ruh çözümlemeleri, olaylara verdiği tepkiler, bakış açıları çok gerçekçiydi. Bu da karakterleri sanki çok yakından tanıyormuşuz hissini veriyordu. Eski bir sorgu hakimi Zinovyev’in başından geçen trajik bir olayı taslak haline getirip onun gazetede yayınlanmasını istemesiyle başlıyor hikaye. Sorgu hakimimizin aslında hiç hazzetmeği, tepeden baktığı arkadaşı kont, uzun bir aradan sonra malikanesine geri gelmiştir ve Zinovyev’i de ısrarla evine davet eder. Sefahat ve eğlence alemlerini düşleyerek daveti kabul eden sorgu hakimi, hayatını mahveden kadınla tanışmasını sağlayacak o ilk adımı da atmış olur. Ormanda rastladığı “kırmızılı kız” sadece Zinovyev’in değil, başkalarının da hayatını karartacaktır. !!!SPOİLER İÇEREBİLİR!!! Okurken karanlık havasını başlardan itibaren
Bir Av TrajedisiAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202619 okunma
Reklam
Ben, ön yargı
8/10
·520 syf.··
2025 14. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2025 18:05
Nobel edebiyat ödüllü yazarımız Orhan Pamuk ile tanıştım sonunda. Ben kendisini şimdiye kadar sığ bir ön yargı nedeniyle okumadığımı kabul ediyorum. Nobel’i edebiyatı sayesinde mi aldı yoksa ülkesine tavır koyduğu için mi? Sığ düşüncelerimin üstüne gittiğim ve onları artık geride bıraktığım bir dönemde kitabı alıp buna kendim karar vermeliyim dedim ve en çok sevilen kitaplarından biri olan Benim Adım Kırmızı’yla başladım. Biz kitapseverlerin en haz aldığımız duygu her kitapta yeni bir dünyaya girmektir ya hani. Yaşasın ben artık nakkaşların dünyasını da biliyorum! Hep duyduğumuz ama kelimenin ardındaki derinlerini merak etmediğimiz nakkaş kelimesi artık benim için sıradan bir kelime değil, bir tutkunun temsili. Kitapta onların dünyasına girip duygularına, kaygılarına, hayallerine, beklentilerine, çatışmalarına şahit oluyoruz. Onların tutku derecesine varan resim yapma serüvenlerini, dini çizgiden ayrılmama çabalarını, batılılaşma etkisiyle değişen üslup sorununu ve yenileşmeye ayak uydurmaya zorlandıklarından eski tarza özlem duymalarını çok iyi anlıyoruz. Çok iyi araştırılmış, emek verilmiş bir kitap, öyle ki edebiyata, sanata, tarihe doyuyoruz. 1591 yılında, 3.Murat devrinin 9 kış gününde geçen bu hikayede padişah, Frenklerin portre sanatından etkilenerek, dönemin en iyi nakkaşlarına gizlice yaptırdığı bir kitabın son sayfasına kendi resmini nakşettirmek istiyor. Ama işler yolunda gitmiyor ve nakkaşlardan biri acımasızca öldürülüyor. Zarif adındaki bu başarılı minyatür ustasının ağzından onun nasıl öldürüldüğünü, ölürken neler hissettiğini ve bizden ne istediğini okuyoruz ilk sayfada. Katilinin bulunmasını ve onun da acımasızca öldürülmesini istiyor en çok. Peki kim bunu ona yapan? Ve bunu neden yaptı? Padişahın elçisi olan Enişte Efendi olaya el koyması için Kara
Benim Adım KırmızıOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202320bin okunma
Dört başı mamur, asil vakur!
6/10
·152 syf.··
2025 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 01:56
Fatma Aliye’den okuduğum üçüncü eser olan Refet’i beğenmediğimi üzülerek paylaşıyorum. Kısa süre önce Udi’yi okuyup büyük lezzet almıştım. Fatma Aliye’nin en sevdiğim yanı kadın karakterlerini asla ezdirmemesi, onların kendi yetenekleriyle, çabalarıyla erkeğe muhtaç olmadan da hayatlarını devam ettirebilmenin mümkün olduğunun mesajını bu baş karakterleri aracılığıyla vermesi. Fatma Aliye bu duruşuyla adeta zamanının direnişçisi. Özellikle kadının adı olmadığı ya da daha iyimser bir tavırla, kadının geri planda kaldığı zamanlarda kadınlara yeteneklerinizle, başarılarınızla kimseye muhtaç olmadan da yaşayabilirsiniz mesajı vermesi muhteşem bir şey. Bu romanında da bunu hedeflemiş. Osmanlı’da kız öğretmen okulunda okuyan Refet, doğduğundan beri annesiyle birlikte o kapıdan bu kapıya sefalet içinde sürüklenir. Refet’in tek gayesi bu okulu bitirip öğretmen olmak ve annesiyle hayatlarının geri kalanını refah içinde geçirmektir. Ana düşünce gerçekten güzel. Refet bir erkeğe muhtaç olmadan annesine güzel bir gelecek kurma peşinde. Ama Refet’in karakter gelişimi tam sağlanamamış. Refet huysuz, hasta, zayıf bir bebekken birden büyüyüveriyor ve birden hırslı, gözü kara, okuma aşkıyla yanan ve çok para kazanmak isteyen bir genç kıza dönüşüyor. Fazlasıyla gururlu ve vakur. Öyle ki karaktere bağlanamıyorsunuz bile. Ona bir yakınlık duyamıyorsunuz. Refet siyah ve beyaz gibi, bir ortası yok. Keşke bu gelişimi okuyabilseydik. İnsana ait dertleri okura geçiremiyor. Hep aynı olaylar farklı mekanlarda gerçekleşiyor. Sürekli el kapısında sefalet içindeler. Yardımsever bazı komşular evlerini açıyorlar. Onlar arasında mekik dokuyorlar. Tüm bunlar arasında da Refet okula gidip geliyor. Bir yandan dikiş dikerek para da kazanıyor. Zengin kızların evlerine gidiyor onlara yarenlik ediyor.
RefetFatma Aliye Hanım · İş Bankası Kültür Yayınları · 20187,3bin okunma
Geçmiş Değişmez‍️
5/10
·342 syf.··
2025 12. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2025 12:43
Bu aralar 3.kitaplardan hiç memnun değilim nedense. Ramses serisinin 3.kitabı olan Kadeş Savaşı’nı bitirdim. İlk kitap olan “Işığın Oğlu”nu ne kadar sevip tutkuyla okuduysam, bu kitaptan o kadar nefret edip isteksizce okudum. Nedeni ise tarihte alenen bilinen bir olayın Mısır lehine bu kadar çarpıtılması. Tarihte gerçekten yaşayan insanlar, gerçekten yaşanan olaylar bu kadar gerçeklikten uzak ve fantastik boyutta aktarılmamalı. Bilirsiniz ki aslında Kadeş Savaşı’nın bir kazananı yoktur ve Hititler ile Mısırlılar en sonunda bir antlaşma yaparlar. Lakin kitapta savaşı Ramses tek başına kazanıyor. Evet, ordusu Hititlerden korkup kaçtığı için Ramses savaş alanında tek başına kalıyor ve gizli tanrı Amon’dan yardım istiyor. Amon ise yardıma yanıt veriyor ve ışığıyla Hitit askerlerini tek tek imha ediyor. Bu durumdan istifade eden Ramses, Battal Gazi’de oynayan Cüneyt Arkın hesabı, büyük Hitit ordusuyla tek tek dövüşüyor ve Hititler büyük bozguna uğruyor(!) Hem de Ramses tek bir yara almadan. Öyle ki Hitit ordusu bile Ramses’i yenilmez görüyor. Ona olağanüstü bir hükümdarmış gibi yaklaşıyorlar. En can alıcı nokta ise Hitit hükümdarı Ramses’e “kalemizi ne olur alma antlaşma yapalım” diye yalvarıyor. Mısır halkı, Hititlerin başarısızlığını ve kendilerinin büyük zaferini kutluyorlar. Koskoca Hitit devleti aleme rezil oluyor. Her şey gerçeklikten uzak. Mısır kusursuz. Ramses kusursuz. Ramses’e asla bir şey olmuyor. En can alıcı noktada “SE LE NA selena selena” modunda ve tanrı ortaya çıkıp “Selam Ramses” diyerek derdine deva oluyor adeta. Tüm tanrılar ondan yana. Ramses’in düşmanlarının vay haline. Tamamen kusursuz bir Mısır çizilmesi ve fantastik olaylar silsilesi de artık zehir etkisi yaratıyor ve kitap bünyeye ağırlık yapıyor. Tarihi kurgu kitaplarında kurgu olmazsa olmaz
Ramses - Kadeş SavaşıChristian Jacq · Remzi Kitabevi · 20111,533 okunma
Üçüncü Yalan’ı yalan sayıyorum…
7/10
·371 syf.··
2025 11. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2025 01:10
Öncelikle bu kitaba verdiğim 7 puanı ilk iki bölüm hatırına verdiğimi söylemek isterim. Kitap daha ilk sayfalardan sizi içine alıyor. Savaş döneminde ikiz erkek kardeşlerin anneleri tarafından, komşuların tabiriyle “cadı” anneannelerine bırakılmalarıyla başlıyor hikaye. Benim en sevdiğim bölüm olan ilk kitap boyunca, onların aslında hiç istenmediği bu evde yaşam mücadelelerini, hayatta kalmak için çoktan aştıkları sınırları okuyorsunuz. İlk kitap hiçbir edebi kaygı gütmeden, bir duygu içermeden çat diye anlatıyor olanları. Bazen başıma ağrılar giriyor, bazen uyuyamıyorum. Öyle ki kitap elimde olmayınca sürekli onu düşünüyorum. Ne olacak diye merak ediyorum. İkizleri merak ediyorum. Aslında tam oturmayan bir şeyler var. Gizemli bir şeyler. Bu yüzden büyük bir merak içinde okumaya devam ediyorum. Dili, üslubu gerçekten çok içine çekiyor. Yalnız kitapta oldukça sarsıcı şeyler var. Yüksek boyutlarda istismar, pedofili,şiddet… Ama yazar bunları o kadar hayatın olağan akışında çok normal şeylermiş gibi ve öyle soğukkanlılıkla anlatmış ki tüm bu olanlara üzülemiyorsunuz bile. Oldukça sıra dışı olaylar silsilesi sizi içine çekiyor ve tüm bunların gerçekliğini sorgularken buluyorsunuz kendinizi. İkizler gerçekten çok değişik. Çok zekiler, hatta kötüler de ama kötülükleri içinde oldukları durumdan kaynaklı. Şiddet dolu bir yaşamda nasıl iyi kalabilirsiniz ki. Hiç sevilmemişseniz sevgiyi nasıl bilir ve yayarsınız ki. Savaşın,şiddetin,istismarın olduğu bir yaşam içinde kendinizi korumayı, savunmayı gerekirse saldırmayı öğrenirsiniz. Yaşananlar kolay değil. Yine de kendi içlerinde doğru ve yanlış olan değerler var. İlk kitapta anlatım çoğuldu. İkinci kitapta olaylar biraz daha değişti. İkizlerin yolları ayrıldı ve biz hikayeyi tek çocuktan dinlemeye devam ettik. Başka
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,4bin okunma
Reklam