Her insanın hayatında bir kere dahi olsa zorlandığı,dibi gördüğü bir dönemi vardır. İlerleyemez,neyi seçeceğini bilemez ,bir neden arar. Bu bir motivasyon konuşması olabilir, ilahi bir güç, maddi bir kaynak da olabilir. Genelde tanımadığımız hiç beklemediğimiz biri sunar bize bu nedeni. Tıpkı kütüphaneci Sayuri gibi. Keşke her birimizin bir Sayuri'si olsa.
Kütüphaneci Sayuri'nin gelenlere "ne arıyorsun?" sorusu aslında hem karaktere hem de okuyucuya gelen bir soruydu. Bu noktada kendime sen ne arıyorsun ? Herkesin kişisel yolculuğundaki ortak nokta ne ? diye sorduğumda bulduğum cevap
* Kendi potansiyelini bul oldu.
Modern hayatta sıkışıp kalmış, mutlu da mutsuz da olamayan, kendi döngülerinde kaybolmuş beş karakter üzerinden her günün farklı olmasının kişinim kendi elinde olduğu , toplumun bize yapıştırdığı sıfatları üzerimizden söküp atmamız gerektiğini, en önemlisi de ortak noktaları olan kütüphanenin altı çizilerek edebiyatın insan hayatıyla iç içe olması gerektiği, edebiyatın bir kaçış aracı olmasından ziyade kişisel dönüşüm anahtarı olduğu vurgulanıyor.
Kitap tesadüf ve fazlaca iyimserlikle dolu ama hayat bazen de böyle ve buna ihtiyaç duyuyoruz.
Ruhen dinlendirebilecek bir kitap.
Karakterlerden biri olan Natsumi'nin hikayesini okurken "neden hep kadınlar" dedim. Çalıştığı yerde takdir görmediği gibi sırf kadın ve doğum yaptığı için mobinge uğruyor(böyle olacağını bilseysim kızımla daha çok ilgilenirdim).
Son olarak kitap içerisinde benden birşey bulduğum şu noktayı paylaşacağım: evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş insanları atlıkrıncaya binmeye benzetiyor ve şöyle diyor
"Bekarlar evlilerin , evliler çocuklu çiftlerin yerinde olmak ister. Ama çocuklu olanlar da aslında bekarlara özenir. Aynı sürekli dönen atlı karıncalar gibi. En önde kimse yokken,herkesin önündekini