Kendisi hiçbir şiddet ve münakaşa sunmayarak arzuladığı sükunete katkıda bulunur, bunu yapabilmek içinse mecburen gizliliğe sığınırdı, çünkü herkesin içinde bir miktar şiddet mevcuttur. Hayatını bir belirsizlik perdesiyle örterken sakin bakışlı gözlerinin ardında zengin, hararetli bir hayat sürerdi. Bu onu saldırılardan korkmamakla birlikte bir bağışıklık sağlardı.
Adil ve ahlâklı bir Tanrı’ya sorgusuz sualsiz inandıkları için ona güvendikleri ve daha küçük güvencelerden vazgeçebildikleri ileri sürülür. Ama bence bir birey olarak güvendikleri ve saygı duydukları için, ahlâklılığa eğimli varlıklar olduklarından şüphe duymadıkları için kendi cesaret ve onurlarını Tanrı’ya bağışlayıp sonra da geri alabiliyorlardı. Belki de büyün bunların artık var olmamasının sebebi insanların artık kendilerine güvenmemeleridir, bu durumda belki tek çare, yanılıyor olsa da kuvvetli ve güvenilir birini bulup onun eteğine sığınmaktır.
Dolayısıyla birey olarak büyük hayvanlar karşısında son derece güçsüz olmamıza karşın aklımızı onlardan daha iyi kullanabildiğimiz, birlikte davranabildiğimiz ve kendimiz geliştikçe aletlerimizi de geliştirdiğimiz için dünyanın en güçlü canlısı haline geldik. Karşımıza çıkan birçok hayvanı avlayıp soyunu yok ettik.( Hayvanları yok etmeye bugün de devam ediyoruz ama artık daha çok doğal kaynakları amansızca tüketerek ve hayvanların yaşam alanlarını ellerinden alıp kendimize mal ederek yapıyoruz bunu.)