Tuğçe Karacaoğlu

Tuğçe Karacaoğlu
@Tugcekaracaoglu
Şimdi o yasemin kokusu, içindeki kuyunun durgun suyuna atılan bir taş gibi alt üst ediyordu onu.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gel zaman git zaman köy bu duruma alıştı. Olup biten her şey gibi bunu da olağan karşılamaya başladılar. Zaten köyleri, derinlere dalıp çıkardıkları süngerler gibiydi. Acıyı da üzüntüyü de sevinci de felaketi de içine çeker, sindirir, hayatına devam ederlerdi. En garip olayı bile “ Tabii” diye anlatırlardı. Bu “ tabii”lerin her olayı doğal görmelerinin sonu gelmezdi. Hiçbir şey hayret verici değildi, her şey doğaldı.
Alıntı
Kendisini kayığın dibinde havasızlıktan çırpına çırpına, kuyruğunu çarpa çarpa can veren balıklara benzetiyordu. İnsanı boğan su o canlıyı yaşatıyor, kendisini yaşatan hava o canlıyı boğuyordu. Anlaşılmaz bir şeydi bu. Başkalarına mutluluk getiren çocuk, onlara felaket getirmişti. Deniz, ana karnında aylarca suyun içinde kalmıştı, niye o zaman boğulmamıştı? Sonra niye suda boğulmuştu?
Alıntı
“ Hayatın kendisi meczup gibi görünürken, deliliğin nerede olduğunu kim bilebilir?”
Alıntı