Bir farkındalık yoluna girmiş; Ağabeyim, Babam, kendim hakkımda temel bir şeyi sezmiştim. Bizlere başkaları tarafından sunulan bir geleneğin, kasten ya da farkında olmadan cahili olduğumuz bir geleneğin, bizi nasıl şekillendirdiğinin ayırdına varmıştım. Yegâne amacı başkaları insan değilmiş gibi göstermek, canavarlaştırmak olan bir söyleme sesimiz ödünç verdiğimizi kavramaya başlamıştım. Ne de olsa o söylemi beslemek çok daha kolaydı, ne de olsa eldeki gücü korumak, insanın gözüne daima izlenmesi gereken bir yolmuş gibi görünürdü.
Geçmiş güzeldir çünkü insan asla bir duyguyu yaşadığı anda anlamaz. Duygu sonradan açılıp, genişler. Bu yüzden de şimdiyle ilgili tamama ermiş duygularımız yoktur, sadece geçmişle ilgili vardır.
Alacakaranlık yeni bitmiş olurdu o sırada; gecenin çökmesinden az evvel, arazinin sadece karanlık ve daha az karanlık silüetler halinde göründüğü, insanın dünyayı görmekten çok, hissettiği o vakit.
“Ayrıca bir insanı tanımak için, ona ağır ağır ve dikkatle yaklaşmak gerekir, daha sonra düzeltip yoluna koymanın zor olacağı bir hata ve önyargıya düşmeyesin diye. “