... Bir sonraki sabah, Yonina siyah binanın çatısına çıkıp kendini kaldırıma bıraktı. Ve benden başka kimse, o an aşağıda olup onu tutmayı hayal etmedi. İşte, bunun üzerine düşündüm kendimi asmayı. Hatta bir ip bile buldum. Hatta ucundaki ilmekten başımı geçirip birkaç saat karanlıkta oturdum. Ne düşündüm biliyor musun? Ölmeyi hayal etmenin ölü bir adam olmaya yettiğini. Hatta ölüme dair olanın dışında hiçbir hayalin gerçekliğinin olmadığını düşündüm. Güçlü, zengin, mutlu ya da aşık olmayı hayal etmek hiçbir işe yaramıyordu. Sıradan hayallerin tatmin edici hiçbir tarafı yoktu. Gerçekleşene kadar ölü olan hayallerdi bunlar. Ama ölümü düşlemek, ölmeye yetiyordu. İntiharın eşiğine gelmek, orada yaşamaya devam etmeye yetiyordu. Belki de insan kendini öldürmesin diye hayal etme gücüne sahiptir.
İntihar, akla düşen bir damla asittir. Onunla yıkanmasını bilmeyen delik deşik olur ve erir. Bu yüzden intiharın eşiğinden dönen yoktur, oraya varan orada yaşar, oraya varan orada ölür. Şimdi sende o eşiktesin. O eşiğin altında. Ölene kadar. Korkma, sağlamdır yerin. Üstüne gökyüzü çökse, yıkılmaz zihnin. Çünkü durduğun yerde, umursamayacaksın insanlığı. Ama unutma, tırnağın kırılsa mermiyle dolduracaksın ağzını.
Burada belirtmek gerekir ki, kötü işlerle olduğu kadar iyi işlerle de nefreti üzerine çeker insan: Bu yüzden de, yukarıda belirttiğim gibi, bir prens devletini elinde tutmak istiyorsa, çoğu zaman iyi olmamaya zorlanır; çünkü konumunu korumak icin en çok gereksinme duyduğuna hükmettiğin topluluk -ister halk, ister askerler, ister soylular olsun- yozlaşmış olduğunda da, onları hoşnut etmek için eğilimlerine uyman gerekir; ve o zaman, iyi işler düşmanın olur.