''Her ortamın kendine göre bir dili var. İnsan sınıfta başka, sokakta başka, evde başka konuşur. Kitaplar da öyledir, karakterler bulundukları ortama göre, yaşadıkları olaylara göre konuşur.''
"Bazı insanlar, kitap okurken hikayedeki karakterlerin odada dolaşmaya başladığını hisseder. Yani her şey üç boyutlu bir film gibi izlenebilir hale gelir..."
bir şehir çıktı açınca
çalışkan yumruğunu
motorlar sevmiş öykünür nabzının uğultusunu
asmışlar ampul diye
gözlerini yoksulluklara
çarşı çarşı satarlar bin yıllık uykusuzluğunu
tutsan pancarı şeker süzülür
parmak uçlarından
görürsün söktüğün kömürün
gökte duman savrulduğunu
demirdir giydiğin içtiğin
petrol yediğin zehir
taşırrsın sırtına bıçak gibi
ölüm korkusunu
mibzerler yıldız karanlığında
sesinle öksürür
yüzlerce lokomotif üretir
çığlıklarıyla soluğunu
hohladıkça yalazını göğsündeki
yüksek fırınların
çatlatırsın bir gün medet/gök
Kubbenin fanusunu
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere,
Yaşadığından uzun;
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere.
Ağacın yüksekliğince,
Dalın yüksekliğince rüzgarda;
Ve bir yeni ömür
Vardığın çimen yeşilliğince.