Nisanın başlarıydı ve gökyüzü şiddetli bir yağmurdan sonra yeni açılmaktaydı. Güneş kavuşmuş,solgun serin bir akşam sessizce renk atarak geceye dönüyordu. Sam ilk çıkan yıldızların altında hafif bir ıslık tutturdu, düşünceli düşünceli Hobbitköy’ün içinden geçip Tepe’ye vurarak eve kadar yürüdü.
Dediğine göre, o sırada neler olup bittiğini anlamadığıma göre, bu konu önemli değilmiş.Bıçağın bir bıçaklama olayında, arabanın da bir çarpışmada be kadar suçu varsa, benim suçumda o kadarmış.
“Ama ben bir insanım cansız bir varlık değilim ki,” diye itiraz ettim.”Ben bir insanım”
Bir an için şaşırmış oldu ve sonra gülmeye başladı. “Tabi, Charlie. Ama ben şimdiki zamandan bahsetmiyorum. Ameliyattan öncesini kastetmiştim.”
Kendini beğenmiş gösteriş meraklısı– içimden ona da vurmak geliyordu. “Ben ameliyattan önce de bir insanım. Unutmuş olabilirsiniz ama-“
Simon yaprakların gizlediği küçük esmer bir heykelcik gibi olduğu yerde kaldı. Gözlerini kapatsada, hayvanın başını gene görüyordu. Dişi domuzun yarı kapalı gözleri, yetişkinlerin o sonsuz ve duygusuz vurdumduymazlığıyla donmuş gibiydi. Bu gözler her şeyin kötü olduğunu söylüyordu Simon ‘a.
… - Canavara sunulan bir armağan. Canavar gelip, bu armağanı alır mıydı acaba? Sanki baş da aynı şeyi düşünüyordu. “ Kaç” diyordu baş sessizce, “ötekilerin yanına git. Aslında bir şakaydı bu… Ne diye aldırıyorsun? Sadece yanılmıştın , işte o kadar. Belki biraz başın ağrıyordu; belki yediğin bir şey dokunmuştu. Geri dön, çocuk” diyordu baş sessizce.