Ben gülünç bir adamım. Şimdi de deli diyorlar bana. Geçmişte olduğu gibi, onların gözünde hâlâ gülünç bir adam olarak kalsaydım, rütbece bir terfi olurdu bu. Ama kızmıyorum artık, şimdi bana sevimli görünüyorlar. Hele hele bana güldüklerinde, evet, nedense asıl güldükleri zaman sevimli buluyorum onları. Onlara bakarken hüzünlenmeseydim, onlarla birlikte gülebilirdim, kendim için değil, onları sevdiğim için gülerdim. Benim bildiğim gerçeği onların bilmemesi hüzünlendiriyor beni. Ah, gerçeği yalnızca benim biliyor olmam ne zor şey! Onlar bunu anlamazlar. Hayır, anlamayacaklar. Geçmişte tuhaf görünmekten acı duyardım. Ne görünmesi, düpedüz öyleydim! Her zaman tuhaf biriydim, biliyorum bunu, belki de doğuştan böyleydim. Gülünç biri olduğumu yedi yaşlarımda anlamıştım. Sonra okula başladım, üniversiteye girdim, gelgelelim okudukça gülünçlüğümü daha açık seçik görüyordum. O kadar ki derinlere daldıkça sanki tüm üniversite biliminin tuhaflığımı kanıtlamak için icat edildiğini bile düşünmeye başladım.