Biz, kendimizi “üstün” görürüz; çünkü “değer verdiğimiz şeyler” listesi, insanların yapabildiği şeylerle ilgilidir: sanat, medeniyet, bilim, vs. Bir Atlantik somonunun değer verdiği şey ise, doğduğu akıntıyı doğru tespit edip orada bir eş bulabilmektir. Dolayısıyla evrim tarihinden söz edenler Atlantik somonları olsaydı, neden kendilerinin doğdukları nehri bulabilmek konusunda bu kadar başarılı ve özel olduğunu, insanlarınsa bunu yapmak yerine duvara bant ile muz yapıştırıp, bunu üzerinde sayılar yazan bir kâğıt parçası kullanarak bir başkasıyla takas etmek gibi anlamsız ve boş davranışlarla uğraştığını sorgulardı.
İnsanı “özelmiş ve doğadan ayrıymış gibi” görmeyi bıraktığımız (yani egolarımızdan arındığımız) anda, türümüzün ekolojik yerini daha iyi görebiliyoruz ve nereden geldiğini çok daha iyi anlayabiliyoruz. Unutmamak gerekiyor ki, bir bakteriden insana kadar geçen süreçte çok sayıda ara tür yaşadı ve yok oldu; dolayısıyla hiçbir noktada tekhücreli bir bakteri, trilyonlarca hücreyi bir arada bulunduran insana dönüşüvermedi. Bu tekhücreli yaşam, milyarlarca yıllık seçilim sürecinden ve çok sayıda ara basamaktan geçerek, insana, kediye, çam ağacına, aslanlara, alabalıklara ve geriye kalan tüm türlere gidecek soy hatlarını oluşturdu.