aşkın yoğunluğu öylesine yüksek bir düzleme tırmanabilir ki, doygunluğun gerçekleşmemesi durumunda dünyanın bütün nimetleri, zenginlikleri hatta hayatın kendisi değerlerini yitirebilirler. Bu durumda aşk, büyüye büyüye başka hiçbir şeyde görülmemiş bir şiddete dönüşür; bu nedenle de bireyi her türlü fedakârlığa, kurban verme durumuna hazır hale getirir ve gerçekleşmenin sonsuza kadar imkânsızlaştığı durumda, delirmeye, hatta intihara kadar götürebilir.
İnsanın gerek kendi bireysel tabiatını gerekse de bütün bireylerin paylaştıkları dünyayı, tek, uyumlu bir bütün olarak kavrama ve öğrenme yeteneğinin en ilk kaynağım, kendisinden önceki idealist felsefelerde olduğu gibi, doğrudan insanın kafasının içinde, onu düşünme faaliyetinin ürünü olarak görmeyip bu kaynağı insanın bedeninde bulur.