Biz niye kendi zamanlarımızı yaşayamıyoruz,
niye hep başka zamanlar ve hep başka kendimiz?
Ne bu ertelenen, bir tansık olma dileğiyle —
tansığın olmasını beklemek değil, özün tansığa dönüşmesini ummak— ben'i ve biz’i tansık yapmak arzusu? 'Şimdi'nin karanlığı daha ne kadar üretilecek? Bu karanlıkta beslenen ruh kurtçukları daha
ne kadar maledecek bizleri kendilerine?
Anıların müthiş bir dirençliliği var; kişi anmak
istediğinde her şeyin içinden geçip An'ı şimdiyi
aşıp ancak istediği anıya dönebiliyor, çıplak ve savunuşuz çocuklar gibi. Anıların her gün her an ırzına geçilebilir. Bir tür sıçrama ve hiç bir şey elde
edememe.
"Aya dokunmak istiyorum" tümcesini sessiz bir çığlık olarak yineleyerek. Bu huzur için çığlıklar ne köpekler toplumunda, kim duyar? Çığlıklar neden bu den sessiz?