Kısacası özetlendiğinde, Batılaşma hareketleri aslında çok küçük bir azınlığın ve yabancıların, özel sermaye ve mülkün çıkarını, güvenliğini sağlayan; halk kitlelerine hiç, ama hiçbir şey getirmeyen hareketlerdir. Getirmemesi bir yana, günümüze dek sürecek kültür ikiliğine (dualizmine), halk kitlelerinin daha geniş çapta ve daha rahat sömürülmesine yol açmıştır.
Maliye Nezareti'nde resmi olarak 5.500 memur çalışırken, Düyun-ı Umumiye'dekilerin sayısı 8.000'den fazladır. Düyun-i Umumiye aracılığıyla memleketteki mali, siyasi mekanizma yabancıların kayıtsız şartsız ipoteğine girmiştir. 20. yüzyıl yaklaşırken, Osmanlı Devleti, son taksiti 1954'te yatırılacak olan bu borçları ödemeye başlamakta; memleket günden güne sömür geleşmektedir.
IV. Murat'tan başlayarak (1623) Hıristiyanlara zaman zaman kötü muamele yapılmış, onların "...kıyafetleri, evlerinin renkleri tespit edilmiş; ata binmemeleri, hamamda nalınsız gezmeleri, başlarına çıngırak takmakları, sokakta, kaldırımda yürümemeleri gibi manasız nizamlar konmuştu..."158
Görüldüğü gibi, Osmanlı toplumunun her alanını saran bir yozlaşma 17. yüzyılda genişlemekte, genişlemektedir...