• Bizler bencil kişileriz ;kendimizi düşünür, sorunlarımızla, acılarımızla, kederlerimizle ve yalnızlığımızla ilgileniriz. Büyük yalnızlığımız içinde bir şeylerle bütünleşmek ister, bir fikre, bir inanca,bir insana, özellikle bir insana sımsıkı sarılırız. Bu bağımlılık içinde tüm sorunlarımız ortaya çıkar. Ruhsal bağımlılık oluşunca korku baş gösterir. Bir şeye bağlandığınızda yozlaşma başlar.
  • İki türlü yozlaşma vardır: İlki insanların kanunlara uymaması, ikincisi kanunların insanları yoldan çıkarması.

    Montesquieu
  • | Neden ve Nasıl Mankurtlaştırılıyoruz? ~ Dr. İkram Çınar |
    °
    Mankurtlaştırma; bir dış gücün içerideki egemen sınıfla işbirliği yaparak ülkenin eğitim ve kültür politikalarını milletin aleyhine değiştirerek, ulusal kimliğinden uzaklaştırma, kendi toplumuna ve kültürüne yabancılaştırma, bilinçsizleştirme ve sömürüye açık hale getirme, sonra da yardım ediyormuş kanaati yaratarak toplumun zihnini yeniden kurgulayıp sömürgecilerin zihinsel kölesi durumuna getirmek için milleti kendi değerlerini düşman etmeye anlatan sosyo-kültürel bir kavramdır.
    Kitap boyunca bu sürecin hayatımızın her alanına etki etmesini okuyoruz. Örneğin; dili kullanma şeklimiz, kılık kıyafetimiz, eğitim sistemimiz, alışkanlıklarımızın yön değiştirilmesi, izlediğimiz filmler, ahlaki değerlerimize karşı sergilenen tutum, ideolojik kavramların ve düşünme şekillerinin asimile edilmesi, bilimsel hayattan uzaklaşma ve kültürel yozlaşma gibi birçok değişim yaşıyoruz.
    Eğitimden tutun da teknoloji, haberleşme kaynakları, sosyal medya, insan hakları ve demokrasi, izlediğimiz onlarda program ve asimile edilmeye hazır beklediğimiz birçok konuda hocamızın saptamalarını ve araştırmalarını okuyoruz. Tüm bu "mankurtlaşma" sürecinin temelinde yatan eğitimsizliği ve her şeyin çözümünün yine biz ve bizim eğitimle kendimizi geliştirmemiz gerektiğini bir kez daha kafamıza işleyen bir kitaptı.
    Gelişmişliğimizi batılılaşmak gibi görmek yerine başka kültürlerden beğendiğimiz uygulamaları kendi sistemimizle harmanlayarak yeni bir boyut getirmemiz gerektiğini düşündürdü bana. Genel olarak eğitim başlığı adı altında şekillenen konuda ise her şeyin biz öğrencilere düştüğü, başarıyı başka insanların düşüncelerinde değil kendi isteklerimizde ve azmimizde bulmamız ve eleştirel düşünmenin hayatımızdaki yerini sağlamlaştırmamız gerektiğini işleyen çok güzel bir kitaptı.
    Ödev olarak okuduğum ve en kısa zamanla değerli hocamla konuşmak istediğim bir kitap oldu. Bu tarz araştırma-inceleme kitaplarını seven herkese şiddetle tavsiyemdir.


    #mankurtlaştırma
  • Araştırırken ismini ve kitabını görüp okunabilicek listeye eklediğim ve okuduğum kitap.
    Kitap dil olarak oldukça iyi günlük dili sevgi soysal kitabında oldukça iyi kullanmiş. Kitaptaki karakterler bizden. Taşralı,Zengin,İsçi, profesör, vs. Dönemin siyasi ve sosyal özelliklerini kitapta yazarımız çok iyi bir şekilde yansıtmış ki bugün bile değişmedi dediğim bir çok kısım var o dönemden yansıtılanlardan. Zengin ve Fakir farkı sınıf olarak. Kültürel yozlaşma ve dilde ki aşınma bunlardan bazıları. Ankarada devrilmekte olan bir kavak ağacıni konu olarak ele alıyor. Sonu beklediğim gibi bitmedi ama yazarın vermek isteği mesaj kitapta genel itibari ile kavranabilirse gayet iyi okunabilicek bir kitap.
  • Güç yozlaşma eğilimindedir; mutlak güç ise mutlak olarak yozlaşır.
  • Bu son günlerde dünyamız bozuluyor;
    Her tarafta rüşvet ve yozlaşma;
    Herkes kitap yazmak istiyor
    Ve öyle görülüyor ki,
    Dünyanın sonu yaklaşıyor .


  • وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ

    وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:

    مَطْعَمُهُ حَرَامٌ وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ وَغُذِىَ بِالْحَرَامِ فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ

    TEMİZ GIDA TEMİZ NESİL

    Muhterem Müslümanlar!

    Allah Resûlü (s.a.s), bir gün ashabına ve onların şahsında bütün insanlığa şöyle seslendi: “Ey insanlar! Allah Teâlâ temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allah, Peygamberlerine emrettiği şeyleri müminlere de emretti.” Peygamber Efendimiz bu sözlerinin ardından şu âyeti okudu: “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin, güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.”[1]

    Allah Resûlü (s.a.s) konuşmasına devam ederek, ashabına bir adamın halini anlattı. Bu adam uzun yolculuklar yapmış, üstü başı toz toprak içinde kalmış, ellerini göğe açmış “Yâ Rab, yâ Rab!” diye yalvarıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haram idi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?”[2]

    Kıymetli Müminler!

    Yerlerin ve göklerin sahibi olan Allah, uçsuz bucaksız bir kâinat ve bu kâinat içinde insanın hayatını devam ettirmesine uygun bir dünya var etti. Tatlı ve latif sularla, bin bir çeşit leziz yiyecekle çevremizi donattı. Ekinlerin yetiştiği arazileri, meyve bahçelerini, onları büyüten güneşi ve yağmuru lütfetti. Her biri ayrı güzel ve birbirinden değerli nice varlığı insanın emrine amade kıldı. Sonra da kullarından seçici davranmalarını isteyerek şöyle buyurdu:  “Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.”[3]

    Ancak insanoğlu, çoğu zaman Rabbinin verdiği nimetlerden istifade edip yeryüzünü ıslah etmek ve iyiliği çoğaltmak yerine, fesat çıkarıp kendisine ve dünya evine zarar verdi. Şehir hayatının, lüks ve konforun cazibesi karşısında ziraatı, doğal hayatı, dengeli yaşamı terk etti. Kimi zaman tohumların genetiğini bozarak, kimi zaman kimyasal ve yapay ürünlerle tabiatı zehirleyerek tertemiz nimetlere yazık etti. Halbuki toprağımıza, ürünümüze, el emeğimize sahip çıkmak hepimizin vazifesiydi.

    İnsanoğlu “Sakın dengeyi bozmayın”[4]ilahi uyarısına riayet etmeyerek kendi elleriyle toprağı, havayı ve suyu kirletti. Maddi menfaatlere aldanarak, kendisi dışındaki varlıklara ve gelecek nesillere karşı da sorumlu olduğunu unuttu. Oysaki Allah Teâlâ, bizi şöyle uyarmıştı:“Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın…”[5]

    Aziz Müminler!

    Bir toplumda maddi ve manevi tahribat gıdanın bozulmasıyla başlar. Helal haram duyarsızlığı, insanlarda bir bilinç kirlenmesine dönüşür. Ahlaki ve insani değerler göz ardı edilince, yenilip içilenler, üretilip tüketilenler fayda yerine zarar verir. Nihayetinde toplumsal bir yozlaşma gerçekleşir; küçücük dimağların ve gencecik yavruların fıtratı bozulur. Sevginin, saygının ve hoşgörünün tükendiği, kötülüğün, hayâsızlığın ve adaletsizliğin çoğaldığı bir ortam oluşur. Nitekim Cenâb-ı Hak, münafık şahsiyetinden bahisle, “O, senin yanından ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez”[6] buyurmuştur. O halde, dünya üzerinde huzuru ve barışı yok etmek isteyenler, ekini ve nesli ifsat etmek için çaba göstermektedir. Müminler için bu ayet hem bir uyarı hem de temiz bir gıda ve nezih bir nesil inşa etmeye davettir.  

    Değerli Müslümanlar!

    Her söz ve davranışımız gibi, her lokmamızın da hayatımızda derin tesiri vardır. İnsan ne yediğine ve ailesine, sevdiklerine ne yedirdiğine dikkat etmekle mükelleftir. Bu dünya bize, biz de birbirimize emanetiz. O halde sorumluluğumuzun farkına varalım; ölçülü ve ahlaklı bir hayatı benimseyelim. Helal kazancın, temiz üretimin, dengeli tüketimin ve sağlıklı nesillerin gayreti içinde olalım.

     

    [1] Mü’minûn, 23/51.

    [2] Müslim, Zekât, 65; Tirmizî,Tefsîru’l-Kur’ân, 2.

    [3] Mâide, 5/88.

    [4] Rahmân, 55/8.

    [5] A’râf, 7/56.

    [6] Bakara, 2/205.

    Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü