Ahmet, bir alıntı ekledi.
 11 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Akif Emre'nin anısına...


'Akif Emre bugünün Mehmet Akif'ydi. 

Üç istanbul romanında Mithal Cemal Kuntay çok sevdiği arkadaşı Mehmet Akif'i şair Raif karakteriyle temsil etmişti. Üç İstanbul'da, yani Abdulhamid, Meşrutiyet ve İttihat Terakki İstanbullarında güç, şöhret ve para peşinde olanlar, emellerini, ihtiraslarını ideallerin arkasına gizleyenler, ideallerine inansa da ihtiraslarına gem vuramayıp kalbi sıkışanlar, tetikçiler, fahişeler, yolsuzlar, hırsızlar, hedonistler, hainler bir resm-i geçid yaparlar adeta. Şehrin panoramasını Yakup Kadri'nin Sodom ve Gomore, insanlarını Refik Halid'in Marko Paşa adlı papağan ile temsil ettiği, pusulaların şaştığı bir dönemde insanların yollarını bulmak için baktığı bir yıldızdır şair raif, başka bir deyişle Mehmet Akif.





Akif Emre'de 70'li yılların islamcılarındandı. davanın dava olduğu dönemin aktörlerinden. Gençlik fotoğraflarında da görülen, ölümüne kadar yüzünde kalan asaleti, ağırbaşlılığı, imanı, ihtirassızlığı davaya olan inancının bir yansımasıydı. Belki biraz da karakteri böyleydi ve davasını güzelleştiren de bizzat kendisiydi. Bu dava onun yüzünde güzel bir hal alıyordu.





Akif Emre büyük bir sosyal hareketin parçasıydı. Bu hareketin içerisinde bir insandı, bir bireydi. Sosyal hareketler bir anafor gibi çevresindeki insanları içine çekerler. Bir sosyolojik kader anafora yakın olanları içine alır, yutar, kendisinin bir parçası kılar. anaforun gücü arttıkça oportünistler de döngüye katılır. Onu daha da hızlandırır. Anafor zayıfladığında veya başka bir güç ile karşılaştığında ona kapılmış olan parçacıklar dağılır, insani zaaflar ortaya çıkar. İnsan eşrefi mahlukattır ama esfeli safilin potansiyelini de taşır. İnsani olan hiçbir şey bu yüzden şaşırtmamalıdır aslında. Akif Emre'nin de yozlaşma olarak gördüğü şey, aslında bir sosyal hareketin, onun içindeki bireylerin toplumsal, ekonomik, kültürel zaaflar, arzular ve hırslarıyla etkileşiminin doğal bir sonucudur. Hareketin üyeleri çoğunlukla bir sosyolojik kader sonucu oradadırlar. anafor oluşurken beliren duygular, arzular, idealler, kendilik algıları ütopik söylemlerle örülmüştür. İnsani olan bu söylemlerde ya gizlenmiş ya da temayüz etmeye imkan bile bulamamıştır. Anafor güçlendiğinde, özellikle bu güç sonucu iktidar mevzileri ele geçirildiğinde insani olan ile ideal olan karşı karşıya gelir, içten içe kopmalar başlar. Fakat bunları izhar etmek bireyler için tehlikelidir. Zira izhar durumunda bir dışlanma veya hareketten kopma ihtimali uzak değildir. Bu yüzden bireyin içi ile dışı arasındaki mesafe artar. Maske kalınlaşır. Yaşanan bu iç çelişkinin bastırılmaya çalışılması gücün kaynağının kutsanmasına, idealleştirilmesine yol açar. Çelişkilerin kutsal ideal için kaçınılmaz olduğu yargısı ihtilaçlı ruhları teskin eder. Söylem ile eylem, bireylerin içleri ile dışları arasındaki uçurum çamurla doldurulur. Bu içsel zaaf sonucu hareket daha otoriter bir hal alırken, hareketi oluşturan bireyler içsel yarılmayı yadsıyarak ötekine karşı daha bir nefret dolu hale gelirler. Bir sosyal hareketin yaşaması muhtemel sosyolojik bir uğraktır burası. Bir sosyal hareketin anaforuna kapılmış bireylerin yaşaması muhtemel bir sosyolojik kaderdir bu iç çatışması. 





Akif Emre, Türkiye'deki islamcı hareketin nadide üyelerinden biriydi. Müslümanlığını ve islamcılığını sosyolojik bir kader olarak yaşamayan az sayıda insandan biri olduğu için biricikti. O yüzden yalnızlaştı. Sanki Güney Amerika'da ya da Japonya'da doğsa da Akif Emre müslüman ve islamcı olurdu. Diğerlerini de kendisi gibi bilmek istedi. Olan biteni bir yozlaşma olarak gördü. Karanlıktaki bir yıldız gibi parlayarak insanlara istikamet üzeri olmayı hatırlatmayı tercih etti. Aslında Akif Emre boşuna üzüldü. Üzülmekte kendince haklıydı. Ama onun yozlaşma olarak gördüğü şey gerçekte, bir sosyal hareketin içinde sosyolojik kaderlerini yaşayan bireylerin insani niteliklerinin, toplumsal, kültürel, ekonomik unsurlarla etkileşim içerisinde temayüz ve belki tereddi etmesiydi. Aslında ütopyada mündemiç ve gizlenmiş olan tezahür etmişti.



Akif Emre insan üstü değildi tabii ki, fakat nadideydi, kışın açan bir açelyaydi. Müslümanlığı bir kader değil, bir tercihti. İnandı, inandığı gibi yaşadı. Bu yüzden de ölümü hareketin içindekileri üzdü. Hareketin üyeleri kendilerini görünür kıldığı için bir taraftan rahatsız olsalar da, eski ideallerini temsil eden o parlak yıldızın bulutların arkasında kaybolmasının matemini yaşadılar. Delişmen gençlik günlerine son kez bakabilmenin, bir idealin sönmesine şahitlik etmenin acısıydı belki de bu. Nihayetinde son islamcı, gerçek bir müslüman öldü.'
Allah mekanını cennet eylesin...

Müstağrip Aydınlar Yüzyılı, Akif EmreMüstağrip Aydınlar Yüzyılı, Akif Emre
Yaprak Onur, bir alıntı ekledi.
 20 May 15:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Yine de bilmelisin ki yozlaşma yeterince güçlüyse o artık yozlaşma değildir; kanundur. Yazılı olmasa da, dile getirilmese de kanundur.

Merdivenler Kenti, Robert Jackson Bennett (Sayfa 237 - İthaki Yayınları, Yaprak Onur)Merdivenler Kenti, Robert Jackson Bennett (Sayfa 237 - İthaki Yayınları, Yaprak Onur)
Murat Ç, bir alıntı ekledi.
18 May 14:21 · Kitabı okuyor · Beğendi

21 Şubat 1927 Tarihli Time Dergisi - 2;
"Genç Türkiye küçük bir alana sıkıştırılmış gibidir ve Başkan Mustafa Kemal'in nam-ı diğer Gazi'nin gücü bu bölge üzerinde de mutlaktır. Bir zamanlar olduğu gibi iç çatışmalara ve toplu katliamlara meydan verecek bir durum yoktur. Huylu huyundan vazgeçemese de Genç Türkler, Türkiye'de sessizce ticaret yapan ve şu an hayli yüksek vergiler ödeyen az sayıdaki Ermeni, Rum ve Yahudi’ye karşı daha az gaddarlık hissediyorlar."

"Türk Devlet Daireleri hala ağlanacak halde yozlaşmış durumdadır; ancak Adalet Bakanlığı ve Eğitim tanınmayacak kadar gelişmiştir." (!)

Not: Bu yozlaşmayı Mustafa Kemal daha Paşa bile değilken cepheden çokça raporlamış ve karşılık bulamamıştır.. Rüşvet ve yozlaşma o dönemde hat safhada idi.. Bakınız son yorum çok önemlidir..

Kafasına Göre Dergisi - Sayı 20, Kolektif (Sayfa 5 - Kafasına Göre, Sayı: 20, Türkiye: Gençlik Batıya Gidiyor, 21 Şubat 1927 Tarihli Time Dergisi)Kafasına Göre Dergisi - Sayı 20, Kolektif (Sayfa 5 - Kafasına Göre, Sayı: 20, Türkiye: Gençlik Batıya Gidiyor, 21 Şubat 1927 Tarihli Time Dergisi)
SosyologÇa, Kaos'un Kutsal Kitabı'ı inceledi.
14 May 23:46 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kaos’un Kutsal Kitabı: Bir manifesto denemesi
Kitap adında da anlaşılacağı gibi, adeta bir kaosun içine bizi bırakıyor. Bir anda bütün felaketlerle başbaşayız.
Yazara göre insanlığı geldiği nokta aslında insanlığın bitiş noktasıdır. Ve adeta felaket tellallığı yapmaktadır. Bunu yaparken kendisini çağın peygamberi olarak tanımlamakta, bütün bu gerçekliği çıplak gözlerle gördüğünü dile getirmektedir. Bu yüzde entelektüel camiada görmezlikte gelindiğini vurgulamaktadır.
Ancak kafasındaki peygamberlik tinsel değil, maddi dünyanın çürümüşlüğün dile getiren bir düşünür olarak açıklar.
Kitap aslında bir manifesto gibidir. Kitap, radikal bir dönüşümü esas alacak kadar dili serttir. Mevcut bütün kurumsal anlayış ve yapılara meydan okumaktadır. En başta düzen dediği devlet, aile, din, bilim ve geleneklerin; insanların yitik kitleler haline dönüştüren birer araç olduğunu savunmaktadır. Bu kurumsal yapılar arasında zimi bir ortaklaşma olduğunu savunmaktadır. Neticede elit bir iktidarın kurgulamış olduğu bir yaşamı, milyarlarca insanın yaşamını yok edeceğini savunmaktadır.
Yazar özelikle bu sistemin merkezi uygarlık dediğimiz, devletçi yapılarla birlikte inşa edildiğini savunmaktadır.
İnsanın gittikçe doğadan uzaklaşması ve doğaya karşı pervasızca saldırganlığı bütün ekolojik sistemi tahrip etiğini söylemektedir. Ve insanlığın geleceğini korkunç yıkımı kaçınılmaz olduğunu savunmaktadır. Çünkü güncel de yaşadığımız hayata bunun emareleri ortadadır. Bu yüzde gelecekteki insanlığın kendi özüne dönüş dediği savaşında çok azı hayatta kalacağını savunmaktadır. İnsanlığın böyle bir gelecekte; mevcut koşullarda savunmuş olduğumuz değer yargıların büyük çoğunluğunda vazgeçeceğini belirtmektedir. Ve böylece bu yanılgı perdesinde kurtulacağımızı inanmaktadır.
Kuşkusuz her kesin kitabın okumasına ihtiyacı vardır. Bugün yaşadığımız dünyada, insanlığın artık çare bulamadığı açlık, savaşlar, kültürel yozlaşma, ekolojik sorunlar, aşırı yabancılaşma ve tüketim çılgınlığı gibi bir çok sorun söz konusudur. Maalesef bu durumun farkında olan bir avuç insan çaresizce beklemektedir. Farkında olmayan milyarlarca insan ise umursuzca bu karanlığa sürüklenmektedir. Bu anlamda kitabı her kesin okumasını tavsiye ediyorum.

Erdem Gül, Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası'ı inceledi.
13 May 09:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ümit Özdağ hocamın tavsiyesini dikkate alarak bu kitabı okumaya başladım, okurken de şunu fark ettim; ATA'mın Çanakkale zaferi ile Milli Mücadele dönemi arasındaki yaşadıklarını çok bilmeyiz. Bu kitap; Atatürk'ün 1915-1918 yılları arasındaki yaşantısı ile O'nu, Milli Mücade'nin liderliğine taşıyan gizli muhtıranın bilinmeyen öyküsünü anlatıyor. Ata'mın kaleme aldığı bu muhtıra/rapor, sıradan bir rapor değil, bir isyan bildirisi ve siyasi bir "muhtıra"dır. Atatürk bu muhtıra ile, o dönemdeki yönetimle ipleri koparmış ve kendi geleceğini çizmiştir.
Kitapta ayrıca; Enver, Talat ve Cemal Paşaların gerçek yüzlerini, Osmanlıdaki yozlaşma, iktidar savaşlarını, ülkenin kişisel kazanımlar için nasıl parsel parsel satıldığını ve Almanların gizli planlarını bulacaksınız.
Üstünkörü bildiğim bu dönemi ve bu "Muhtıra"yı hiç bu gözle değerlendirmemiştim. Çok keyifle okuyacağınız, her satırında Ata'mı hissedeceğiniz, bol kaynaklı değerli bir eser. Tavsiye ederim.

Rüveyda Ravza Görüşük, Cesur Yeni Dünya'yı inceledi.
11 May 22:27 · Kitabı okuyor · Puan vermedi

Teknolojinin tek gerçeklik, duyguların ise uzak durulması gereken gerçekler olduğu bu gelecekte Ford, Tanrı’nın yerini almıştır. Aile kavramının yozlaşma göstergesi olarak algılandığı bu çağ, Soma aşı verilen hap sayesinde herkesin mutlu ve hayattan aldığı bir sistem üretir. Hiç kimse daha önce beraber olduğu biriyle bir kez daha beraber olamaz çünkü herkes herkes içindir. İnsanlar makınelerden doğar üretim kalitesine göre ise alfa beta Epsilon gibi sınıflara ayrılır. Ancak bu sistemin dışında şehirden uzak bir yerlerde komün hayatı sürdüren bir topluluk daha vardır. Bu topluluğun sürdürdüğü yaşam teknolojinin egemenliğine alternatif sağlayabilir mi? Yoksa bu ütopya da başarısız olmaya mahkum mudur?

lumière, bir alıntı ekledi.
10 May 13:14

•İnsani Hürriyet
Aslına bakılacak olursa, sorumluluk terimiyle yaşanmadığı sürece, özgürlük yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl (Sayfa 147)İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl (Sayfa 147)
y.ü.s.r.a, bir alıntı ekledi.
10 May 10:33 · Kitabı okuyor

“Şehirler değişir, semtler insanlar değişir, bunu anlayacak kadar çok şey gördüm hayatta.”
-Ama yozlaşma...
“Biz bu kelimeyi pek kullanmayız. Kime neye göre yozlaşma? İzafi bir şeydir bu.”

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 45 - Doğan kitap)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 45 - Doğan kitap)
Razmuhi, bir alıntı ekledi.
29 Nis 19:40 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Dini ve siyasi ideolojinin diktatörlüğe dönüstüğü her sefer, tiranlık biçiminde yozlaşma laneti yeniden tekrarlanır. Kendi hakikatinin içkin gücüne güvenemeyip kaba kuvvete başvuran bir fikir adamı, insanın özgürlüğüne karşı savaş ilan etmiş olur. Şu ya da bu, fark etmez- hangi fikir, farklı kanaatleri tek kalıba döküp düzene sokmak üzere şiddete başvurursa, o andan itibaren artık bir ideal değil, vahşettir. Başkalarına zorbalıkla dayatıldığında, en temiz inançlar bile akla karşı işlenmiş birer günah olur.

Vicdan Zorbalığa Karşı Ya Da Castello Calvin'e, Stefan Zweig (Sayfa 18 - Can yay.)Vicdan Zorbalığa Karşı Ya Da Castello Calvin'e, Stefan Zweig (Sayfa 18 - Can yay.)