• 317 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var? Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar var ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten daha çok zarar veren şeylerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz aitliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.
    Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi; sanki taş yermişcesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil( benzeyen) tavırlarından doğmaktadır."
    Bu alıntı kitaba adını veren bir sayfalık yazıdan yapılmıştır ibretlik dersler çıkarılacak kısa bir yazıdır.

    Kitap bir kaç sayfalık kısa yazılardan oluşmaktadır içinde pek çok başlık altında kaleme alınmış yazılar mevcut. Her birinde değinilen konular hassas ve incelikli yazarın kalemi keskin ve de oldukça güçlüdür. İçinde bana göre çok uçlarda olduğunu düşündüğüm konular da var can-ı gönülden katıldıklarım da.

    Pek çok yazıyı okurken kendimi, kendime sohbet verirken buldum göz yaşları içerisinde.Karşıma dizdim pek çok halimi ve can-ı gönülden onlara okudum bu yazılanları. Karşımda çocuk Fatma da vardı, aklı bir karış havada genç Fatma da, nefsine hakim olamayan Fatma da vardı, modern yaşama kendini kaptıran Fatma da, Batı'nın rüzgarına kapılmış Fatma da vardı, kendi öz kimliğinden uzaklaşmış Fatma da hepsi dinledi beni can kulağıyla ne kadar aldılar almaları gerekeni zaman gösterecek. Belki yeniden tekrar ele alınacak bu eser baştan sona değilse bile bazı bölümler tekrar tekrar ele alınmalı.

    Belki tuhaf gelecek ama yazarın üslubu okurken bende Malcolm X'in Alex Haley'e dikte ederek yazdırdığı ve tam anlamıyla tamamlanamayan ( çünkü kendisi kitap yazılırken süikaste kurban gitmiştir) biyografisini oradaki tarzı ve yaklaşımları anımsattı.

    İnsan bu dünyada bir sınav alemindedir. Hepimiz kendi imtihanımızın pençesindeyiz, kendi kendimizle cihad içindeyiz. Nefsimizle, şeytanımızla, şeytanlaşmış insanlarla bir dolu mücadele içinde doğruyu ya da doğru yolu bulmak için mücadele veriyoruz. Kimine nasip olur kimine olmaz, kim bulunduğu yerin değişmeyeceğinden emin olabilir, Rabbim bile kulları hakkında hüküm vermek için onların son nefeslerini vermelerini beklerken bizdeki bu hüküm verme aceleciliği nedendir? Kalpleri evirip çeviren Rabbim değil midir? Nuh Aleyhisselam gemiye oğlunu bindirememiştir acz içinde Rab'bine yalvarırken o benim oğlum nasıl binmez ya rabbi der Rab ona cevap verir ne zaman senin oldu? Lut peygamber de yine aynı şeyi eşiyle yaşamıştır onu kendine döndürememiştir eşi de helak olanlar arasındadır. Yani peygamberken onlar bile en yakınındakileri doğru yola getirme yetisine sahip değilken tebliğden yükümlü iken biz ancak örnek olarak vicdan temizliği ile Rabb'imize dua edebiliriz. Öyle ise bizim bu acımasızca eleştirilerimiz nedendir? O hor bakılan kişinin Allah'ın katında çok daha üstün bir kişi olarak ölmeyeceğinden nasıl bu kadar emin konuşabiliriz. Ben müslümanım diyen insanların keskin, kırıcı, uzaklaştırıcı tavırlarından rahatsızlık duyuyorum. Bir insanı sevmem için illada müslüman olması gerekmiyor, elbetteki müslüman kardeşlerimi koruyup kollamam gerektiği bilinci var ama yaradılanı yaradandan ötürü seviyorum.

    Son olarak yazarın eserlerini okumaya devam edeceğim anlamaya çalışmak anlamlarında kaybolmak istediğim çok muazzam yazı ve şiirleri var ki Amentü ve Münacat şiirlerine aşık oldum.

    Kitapla kalın efenim keyifli okumalar...
  • 218 syf.
    ·8/10
    #kısabudizmtarihi adlı #kitap , #edwardconze tarafından kaleme alınırken; yazarımız “Türkler için budizm uzun bir konu” diyor ve kaynaklarıyla birlikte anlattığı olaylara bakılırsa bizler aslında #budizm’e pek yabancı değiliz. Yazarımız #budizminevreleri’ni incelerken, çok güzel değişimler görmüş. Başlardaki ilk evrede keşişlerin kendini kurtaran bilgeliğin, ikinci evrede ise kendini düşünmeden başkalarına yardım etme amacının önem kazandığını belirtmeden geçmemiş. Bunun yanında (dönem dönem 500er yıllık periyodlar halinde) ilk üç dönemi ve son bin yıllık dönemi; bölgesel ve ülkeler açısından tek tek değerlendirmiş ve kaleme almış. Budizmin değerleri, uyulması gereken kurallar, #budist -lerin bölünmesi, keşişlik yasası ve budizmde yozlaşma konularına değinmeden geçmeyen, Her sayfası bilgi hazinesi olan, yer yer ağır ilerlese de çoğu kısımda nasıl okuduğunuzu farketmediğiniz bir eser olmuş. #okudumbitti diyemeyeceğiniz bir #kitapmuhabbeti sizi beklerken; kitabın kötü tasarımı sizi üzebilir. Sayfaları kalın olduğundan; sayfalar aktıkça kitabı elde tutmak zorlaşıyor.
  • Yozlaşma, bilinçsizliğin büsbütün Yitirilmesidir, Çünkü bilinçsizlik hayatın temelidir. Zira düşünebilseydi kalp dururdu.
  • Şu kadarı kesin olarak söylenebilir: Kafka'nın yaratıkları arasında en çok derin düşünce imkanı tanıyanlar hayvanlardır. Adalette yozlaşma neyse, onların düşünmesinde de kaygı odur. Durumu karmaşıklaştırır, ancak umut vadeden tek şeydir. Fakat en unutulmuş yabancı diyar insanın kendi vücudunda bulunduğu için Kafka'nın neden vücudun içinden yükselen öksürüğe ''hayvan'' adını verdiğini anlayabiliriz. Dev sürünün en ileri karakoludur.
    Walter Benjamin
    Sayfa 52 - Altıkırkbeş Yayın
  • 248 syf.
    Gilles Deleuze gibi bir değerin kaleminden çıkmış, Nietzsche'yi, Lucretius ve Spinoza felsefesiyle değerlendiren akıl almaz bir eser.

    öncelikle sizi roma dönemi felsefecilerinden lucretius ile tanıştırayım; kendisi evrenin yapısı ile atomun yapısını ilişkilendiren, insan ruhunun da evrenin bu ilişki içerisindeki dengeyle oluştuğunu anlatan aşmış bir isim. ruhun küçük atomlardan ve atomun da birbirine bağlı şekilde bulunan iki parçadan oluştuğunu söyler. doğmadan önce nerede olduğunu bilmeyen insan için öldükten sonra gideceği bir yer yoktur der ve insanı atmosfer içinde var olup atmosfer var olduğu sürece yaşayabilecek bir canlıdan ibaret sayar. tanrı varlığını kabul ederek yaşam şekli olarak insana karşı idealize edilmiş bir örnek olarak görür. lucretius atom ikiye bölünmüş yapısıyla açıklarken bunlardan birine anima der, diğerine ise animus der. biri duygudur öteki ise kalbin-vicdanın kendisidir. iktidarın bu denge üzerinde yoğunlaşarak insan dengesini bozduğunu, insanın toplum içerisine girdiğinde yaşadığı yozlaşma emareleriyle kendiliğinden bozulduğu şekliyle toplum daha kolay idare edilebildiğini öngörür. ve gücü elinde bulunduranları ifşa etmesi de kendisinin kaçık olduğu sanısıyla bastırılmaya çalışılmıştır.

    spinoza ise lucretius'tan bağımsız olmamak üzere tanrı ve doğa kavramından hareketle temellendirir felsefesini. ''insan, doğada egemen olan belirlenmişliğe bağlı bir yaşam sürdürür.'' der. yani hem lucretius gibi doğanın için salt bir canlıdır derken hem de kadercilik ile konuyu tanrıya bağlamaktadır. spinoza'ya göre, insanın bütün eylemleri bir belirlenmişlik içindedir ve en büyük özgürlüğü ise bu belirlenmişliğin bilincinde olmasıdır diyerek oluşturuyor felsefesini... diğer taraftan erdemi ele alırken insanın, kendi varlığını koruması ve sürdürmesi olarak en basit haliyle anlatmaktadır. ve mutluluk olgusunu bu ilkel duruş içerisinde değerlendirip bu duruşu bozan her sistemi ifşa etmektedir spinoza. dolayısıyla kendi döneminde her filozof gibi dışlanmış bir kişiliktir. umurunda mıdır? o da ayrı bir tartışma konusu tabi. mutsuzluk olgusuyla insanları kontrol altına alan sistemi ifşa ederken bugün bile özellikle ethica'daki tespitleri geçerli olan spinoza'yı anmadan geçmemiş deleuze.


    ve nietzsche'yi anlatırken öncesinde oluşturduğu lucretius-spinoza derinliği ile kendine aşık eder deleuze... özellikle aklın soykütüğü üzerine kitabının analizini yapmış diyebilirim. okurken daha derinlikli bir kitap incelemesi okudum son bölümde resmen.

    nietzsche, unutmak eyleminin insanın edilgen bir sürecinin yansıması olmadığını, bir ket vurma olduğunu söylemiştir. ve o efsane kitabından sonra insan çok daha farklı (doğru) analiz edilir oldu. ket vurmayı ise mutlu olmak için yaptığını, geçmişte yaşayan insanın yaşadığı derin buhranı arzulamadığını söyler. insan kendini zorlasa da zihin arzulamamaktadır. bu bir.

    belleğin oluşumunu anlatırken, toplumların törelere dayanan cezalandırma yöntemlerini ve altkültürün yaptırımlarının buna vesile olduğunu ve bu ceza yöntemleriyle genel bir hafıza yaratıp ''korku'' mantığı oluşturarak unutulmak istenilenin hatırlatıldığını söyler. bu iki.

    ceza ve cezanın uygulanışında da geriye dönük hatırlatmalar hem birinci aşamadaki gibi bireysel hem de ikinci aşamadaki gibi toplumsal hatırlatmalar kullanılarak yapıldığı için toplumun kontrolü lucretius-spinoza derinliğinden gelen nietzscheci analize dayandırarak anlatıyor deleuze... olağanüstü bir kitap gerçekten. çok da güzel bir kaynak benim için.
  • 430 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Şunu anlamış bulunuyorum ki
    bu coğrafya da kadın olmanın korkunç olan o zorluğunu bir kez daha fark ettim.
    Savaşın, kayıpların, yokoluşun , mülteciliğin göçün ne denli zor olduğunu okumaktan cok hissettirdi yazar.
    kültürün yokoluşunu birlik duygusunun yokluğu adaletsizliği fukaralığı siyasetin en kötü en mide bulandırıcı yönünü görmek insanın içinde tarifsiz bir sıkıntı yaratıyor.
    Insan korkmuyor değil Afganistan i o bataklığa korkunç acılara sürükleyen çoğu şey ne yazık ki şuan memleketimizin kanayan yarası.. Adaletsizlik, kadın erkek eşitsizliği yoksulluk siyasi birliğin sağlanamaması cehalet korku kaygı kültürel yozlaşma... Bir kitabın beni bu kadar sarsacağını üzeceğini asla tahmin etmezdim. Insanın aklına yalnızca Ibn-ı Haldun un şu sözü gelip yer ediyor.
    "Coğrafya kaderdir."
    Teşekkürler Khaled Hosseini.
  • 152 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Distopya denince akla hemen onun adı gelir... Bir gün içerisinde hiç sıkılmadan bitirebileceğiniz bir kitap. Distopya denildiğinde akla ilk olarak diktatör rejimler akla gelir ancak burada insanlar yok en azından insanların siyasi faaliyetleri yok. Bir çiftlikte yaşayan hayvanların durumdan rahatsız olup başlattıkları isyan ile çiftlik sahibi kovmasından sonra yönetime hayvanlar el koyuyor. Hayvanların yönettiği çiftliğin kuruluş yükseliş yozlaşma ve çöküş hikayesi. Birçok distopya örneğinde olduğu gibi bu tip eserler içerisindeki kelime ve fikirlerden dolayı her yaş grubunun okuyamayacağı bir tür olmasına rağmen bu eser daha geniş kesimlere hitap ediyor.