Puan vermedi·152 syf.··
2026 292. kitabı
Rasim Özdenören, Gül Yetiştiren Adam adlı bu kült ve sembolik romanında, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte gerçekleşen köklü kültürel ve toplumsal değişimleri sindiremeyerek evine kapanan ve elli yıl boyunca sadece gül yetiştirerek sessiz bir protesto yürüten yaşlı bir adamın hikayesini konu alır. Yazar; bu eski toprak karakterin inanç ve medeniyet değerlerine sadık duruşu ile modern dünyanın getirdiği yabancılaşma, kimlik bunalımı ve manevi yozlaşma arasında sıkışan taşra gençlerinin dramını sarsıcı bir düşünsel dille işler.
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
Gece Açan Çiçekler
10/10
·312 syf.··
2026 8. kitabı
Gece Açan Çiçekler kitabı çıktıları: Boğaziçi Kitap Kulübü'müzün 12. kitabıydı. Yani ilk sene sonumuzu bu kitapla taçlandırdık. KONU: Vefa'da bir Konak Can Feda Konağı ve orada geçen hayat hikayeleri, tiplemeler karakterler, olay örgüsü içinde birçok metafor ve semboller yüzleşmeler, Türk edebiyatının çağdaş ve özgün isimlerinden senarist yazar Tarık Tufan'ın kitabı çok etkileyiciydi. Kitaptan ziyade insanlığa, günümüze, modern insanın yalnızlığına içine düştüğü çıkmazlara, handikaplara da değinen geçmişle gelecek arasında bir denge kurarak konuşan yazar, hepimizin düşüncelerine olumlu yönde etki etti. Dijital kültürün, teknolojinin ve yapay zekanın en üst düzeyde olduğu bu modern çağda, aslında her şey kolaylaşırken insanın kalbine ve ruhuna dokunulmadığını ve bireyin yabancılaştığına da değinildi. Sevilen yazar, Türk aile yapısı olarak, birey olarak, değişen değerler ve kültürel yozlaşma ile ilgili nereden nerelere geldiğimizin de başından geçen olaylar ve çeşitli örneklerle farkına vardırdı. Yasemin çiçekleri akşamüstü açar, kokularını karanlıkta yayarlar. Yazar Tarık Tufan'ın eserinde de, gecenin gizemini, insanın geceye açtığı iç dünyasını buraya atıfla görürüz. Dolayısıyla eser kapağındaki gibi müze bahçesi kamelyasındaki yaseminlerin kokuları eşliğinde yaptık biz de bu söyleşiyi. Ve unutulmayacak anlar yaşandı, eserdeki imgeler pekişti. Eserdeki teknik inceleme: Roman, modern ve postmodern teknikteki klasik aile dramıyla modern anlatı örneği. Yazarın tüm romanlarındaki gibi varoluşçu felsefesinin izleri var. Zaman açısından geçmişe gidip günümüze çıkışıyla iki farklı zaman katmanını paralel ilerletiyor (Nonlineer). Ve geri dönüş (Flashback) tekniğinde. Sembolist eser. Yani konak geçmişin yükünü, bastırılmış aile sırlarını, toplumsal çözülmeyi temsil eder. Gece
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"Mış Gibi" Yaşamak : BİHRUZ BEY!
7/10
·311 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:51
Araba Sevdası’nı geleneksel edebiyat tarihçiliğinin çizdiği o dar "yanlış Batılılaşma karikatürü" sınırlarından çıkarıp, onu Osmanlı modernleşmesinin birey bilincinde yarattığı tektonik sarsıntıları kaydeden trajikomik bir metin olarak okuyorum. "Özenti" ve "kimliksizleşme" sorununa tutulmuş ilk ve en güçlü aynadır. Ben bu eseri, bireyin kendi gerçeğine yabancılaşmasının edebi bir anatomisi olarak görüyorum.Benim gözümde bu roman, sadece bir dönemin modasını ya da özentiliğini alaya alan yüzeysel bir yergi değil; dilin, mekanın ve kimliğin nasıl birer yanılsama alanına dönüştüğünü gösteren, Türk edebiyatının ilk radikal yapı sökümcü hamlesidir.Romanın başkişisi Bihruz Bey’i incelediğimde, onun sadece saf bir aşık değil, aynı zamanda köksüzleşmiş, toplumdan ayrışmis,bir toplumsal tipin prototipi olduğunu görüyorum.Bihruz’un trajedisi, ait olduğu Doğu kültüründen kopmuş, ancak hayalini kurduğu Batı kültürünün de yalnızca dış kabuğunu yani araba, kıyafet, birkaç kelime alabilmiş .. gibi ozentilerde olmasında yatar.Romani okurken Bihruz’un dil kullanımına özellikle dikkat ettim. Türkçe kelimelerin arasına hoyratça serpiştirilen ve çoğunlukla yanlış kullanılan Fransızca ifadeler, bana onun zihinsel dünyasındaki parçalanmışlığı gösteriyor. Bihruz, kendi dilinde düşünemeyen, hayran olduğu dilde ise üretemeyen bir "kültürel araftadır." Tıpkı günümüzdeki tabiri caizse eskiden çok söylenen "Almancilar" gibi kültürel yozlaşmanin arasinda gidip gelmektedir.Elbette ondan daha kültürel olan eğitimli yozlaşma halinin tasviridir. Mekana geldiğimizde o başka bir âlem...Çamlıca Tepesi ve dönemin mesire alanları, sadece karakterlerin gezindiği yerler değil; modernleşen Osmanlı seçkinlerinin kendilerini sergiledikleri, bir nevi "vitrin mekanlar"dır. Araba imgesi ise eserin kalbidir ve
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · İletişim Yayıncılık · 201430,9bin okunma
7/10
·200 syf.··
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 18:32
Yazar tarafından 1915’te kaleme alınan, 1979 yılında kitap olarak yayımlanan “Kadınlar Ülkesi” kitabı feminist ütopyadır. Dünyanın keşfi ile ilgilenen üç erkek, turları sırasında ismini duydukları Kadınlar Ülkesi’ne (Herland) ulaşmak ve orayı keşfetmek isterler. Ne bulacakları ile ilgili tahminler ve çıkarımlarla yola çıkan, hatta yolculuklarını bu şekilde geçiren Van, Jeff ve Terry oraya ulaştıklarında tahminlerinin hiçbirinin tutmadığını görürler. Kadınlar, erkekler olmadan mükemmel bir toplum kurmuşlar ve iki bin yıllık bir tarih oluşturmuşlardır. Düzenli, üretken, barışçıl, bireysellikten uzak, doğayla uyumlu ve kendilerini geliştiren bir halk karşılarına çıkmıştır. Bu üçlü Kadınlar Ülkesinde kaldıkları esnada onların kıyafetlerini giyerler, dilini öğrenirler, ülke hakkında pek çok şey öğrenip gelişmişlik düzeyini fark ederler. Anlatıcımız Van ve arkadaşlarının bu ülkeyi kendi ülkeleri ile kıyasladıklarını, sonuç olarak kendi ülkelerindeki ahlaksızlık, yozlaşma, savaş, cehalet ve suçlardan memnuniyetsizlik duyduklarını, bunları kadınlardan sakladıklarını görürüz. Van, Terry ve Jeff’in kadınlar ülkesini keşfettikleri öğrendikleri esnada kadınlar da sohbetlerde yaptıkları çıkarımlarla, kuvvetli tahminlerle ve verilerle Diğer Dünya ile ilgili bilgilere ulaşmışlardır.
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202119,8bin okunma
Puan vermedi
Bir trene binip yakın gelecekteki ülkene gitmek ister miydin? Bugun yaşadıklarının gölgesinde gelecekte neler yaşayacağını bir moteldeki çalışanlardan dinlemek ister miydin? Tüm bu sorulara cevabı Dadal Ugan 2060'lı 2070'li yıllardan kalemine dökerek veriyor. Toplumdaki yozlaşma, kimliksizleşme moteldeki hiyerarşi uzerinden aktarılmaya çalışılmış. Motelin patronu Makedon, müdürü Afgan, şefi Suriyeli, temizlikçisi Özbek, bulaşıkçısı da Diyarbakırlı bir genç. 2070'li yıllarda ülkesine dönen gencin döndüğünde yaşadığı toplumsal yabancılaşma karşısında kimlik arayışını aktarıyor. Değişim ve dönüşüm kitabın isminde başlamış ve bu değişime en çok gençlerin ihtiyacının olduğunu sorgulayıcı bir dille vermeye çalışmış. Sorgusuz bir kabullenme sürecinde olan halkı ağlanacak halimize guluyoruz penceresinden anlatıyor Yazarın dili sade ve anlaşılır. Anlatılanlar distopik gibi gelse de aslında yaşanabileceklerin bir ön gösterimi gibi... Okurken düşündüren kitaplar seviyorsanız tavsiyemdir
Ovidius MüzakeresiDadal Ugan · Ange Yayınları · 20257 okunma
Puan vermedi
*Metin spoiler içerir. Metin hakkında ne diyebilirim? Bir eleştiri metni olduğunu söylemek mümkün. Neyi eleştiriyor peki? Toplumu eleştiriyor. Bunu muazzam bir şekilde yapıyor. Bazı kurgularda mesajı alırsınız ama eleştiri çok saydamdır, belli olmaz. Bir bardak süt gibi. Süt oldukça barizdir, onu görürsünüz; içini doldurduğu bardaksa daha müphemdir, sınırlarını fark eder, onun şeklini kaba taslak algılarsınız ama içinde taşıdığı süt ya da üstünde durduğu masa gibi değildir. İşte metin tam da bu bardağın saydamlığına benzer bir eleştiri yapıyor, metnin sonlarında bu oldukça açık hâle geliyor, hatta eleştiri sanki sadece o son kısımlarda gerçekleşiyor gibi geliyor başta. Fakat düşününce, dikkat edince bütün metnin aynı şeye parmak bastığını fark ediyorsunuz. Metin ''dönüşüm'' teması üzerine kurulu. Katil, mahpusa, mahpus kurda dönüyor. Rahip sapığa, masum 'cilveli'ye dönüyor. Din karşıtı rahibe, çocuk kurda dönüyor. Bu dönüşüm tekrar tekrar, bazen yıllar içinde, bazen aniden gerçekleşiyor. Metin hem bireylerin hem de kalabalıkların dönüşümüne değiniyor. Bu dönüşüm bir çeşit zıtlık içeriyor: dönüşen sıklıkla mevcut karakterinin, niteliğinin tamamen zıttına doğru bir dönüşüm geçiriyor. Oldukça masum, yumuşak huylu bir çocuk olan Bernard kan içmek için insan öldüren bir kurda dönüşüyor mesela. Annesi saf bir köylü kızından oğlundan hamile kalmaya varan bir seks bağımlısına dönüşüyor. Dini alaya alan Galliez rahip olacak kadar dindarlaşıyor. Halk bir devrime bir aristokrasiye sempati duyuyor... Başkarakter arkaplandaki Paris'in bir temsilcisi. Yazar da herkesin kurtadam olduğunu söylerken buna bir miktar değiniyor zaten. Bernard'ın hikâyesi Paris'te başlıyor. Başlarda şehir nispeten durgun. Aslında ocağın altı açık, tenceredeki su yavaş yavaş ısınıyor ama kaynamasına
Paris’te Bir KurtadamGuy Endore · İthaki Yayınları · 202144 okunma