"Hayatın anlamını kavrayamazsın. Düşünme, yaşa." desinler, ben bunu yapamam. Çünkü bunu daha önce çok yaptım. Şimdi elimden gelen, geçip giden ve beni ölüme götüren günü ve geceyi seyretmektir.
Başarılarım nasıl olurlarsa olsunlar, er geç unutulacak ve ben hayatta olmayacağım. O halde bütün bu çaba niye? İnsanoğlu bunu nasıl göremez ve yaşamaya devam eder, bu şaşılacak bir şey doğrusu! Ancak hayatın sarhoşluğuna kapılmışsa yaşayabilir insan.
İntihar fikri bana, aynen daha önceleri hayatımı geliştirme fikri gibi nedenlerle normal geliyordu. Bu düşünce öyle çekiciydi ki yani ben, bir an önce uygulamamak için her türlü çareye başvurmam gerekiyordu.
Hem de vücutça olmaktan çok, zihnen. Her şeyi boş verdim. Temiz hava almak, kımız içmek ve yaradılışa uygun bir hayat sürmek için stepe, Başkurtların yanına gittim.
Ruhumun en derinliklerinde iyi insan olma arzusu yer etmişti. Ama iyiyi ararken gençliğin en coşkun döneminde bulunuyordum. İhtiraslarım vardı, yalnızdım, yapayalnızdım.