İnsanların her zaman birbirlerinden uzakta olduğunu fark etti. Birisi acı çektiğinde acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu. Duydukları sevgi, ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
Çevremizde bizim gibi yaratıklar olduğunu düşünürüz. Hâlbuki olan, sadece, don ve yabancı bir dil konuşan taşlardır; bir dosta selam vermek üzereyizdir ama kolumuz hareketsiz yana düşer, gülümsememiz yarıda kalır. Çünkü tamamen yalnız olduğumuzu görürüz.
"Hâlbuki asla buradan gitmeyecek." dedi. "O, alay komutanı albay ve daha pek çoğu, ölene değin burada kalacak. Bu bir tür hastalık. Dikkat edin teğmenim, siz ki yenisiniz, henüz gelmişsiniz. Daha vakit varken, dikkat edin..."
1939 yılında Fransız tarihçi Rene Grousset tarafından kaleme alınan bu doyurucu eseri Kitap Şuuru hareketine söz verdiğim sürede bitiremediğim için üzgünüm. Hayat, açık şekilde biz planlar yaparken başımıza gelenlerden ibaret. Neyse ki bu incelemeyi yazmak kısmet oldu.
Grousset, tipik oryantalist gibi olmasa da Haçlı bakış açısını bir miktar barındırdığı yorumları dışında gayet objektif bir yapıt ortaya çıkarmış. Çin'den Fransa'ya, Moğolistan'dan Orta Doğu'ya kadar pek çok alana yayılmış olan Türk-Moğol topluluklarına ait kaynakları hem de o zamanın imkanları ile incelemek pek kolay olmasa gerek. İsimlerini okurken dahi zorlandığım, bazen birbirine karıştırdığım çeşitli yer ve kişi adlarını -ki bunların çoğu Çinceydi- gayet muntazam şekilde kullanan tarihçi, işinin hakkını vermiş. Birkaç yerde "barbar" kelimesini kullansa da bunu bugün çoğu Batılının kullandığı manada değil bir kültür tanımı olarak değerlendirmiş. Bu kendine has kültürü, şartların yarattığını ve aynı şartların neticesinde yükselip-gerilediğini açık bir mantık çerçevesinde aktarmış. Demiri kullanmadaki mahâreti ile uzun menzilli okları ve daha hızlı atları sayesinde bütün medenî-yerleşik kavimlere üstünlük kuran göçerler zamanla teknolojiyi yakalayamayıp ateşli silahlar karşısında boyun eğmek zorunda kalmıştır. Bu yüzlerce yıllık serüven farklı kıtalarda, farklı isimlerle aynı şekilde cereyan etmiş. Benim gibi eski Türk tarihi meraklıları için bulunmaz bir eser olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.