İZMİR NAİM PALAS ÇEVRESİ; AKŞAMÜSTÜ.
Halk, Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya suikast düzenleneceğini öğrendikten sonra bütün bir kalabalık binanın önünde Gazi'yi bir kez olsun görme umuduyla toplanmıştı. Halkın bırakılmadığı alan polis zinciri ardında kımıldanan uğultulu kalabalık. Mülazım Rafet bey, polislere emir veriyor. Halk önce sağ taraftan akmaya başlayacaktır.
Ahali, her iki taraftan bir insan seli halinde gelip, Naim Palas'ın cümle kapısı önüne birikiyor; genci, yaşlısı, kadını, erkeği, hatta çocuğu hepsi heyecanlı bazılarının gözü yaşlı.
Serbest bırakılmanın telaşıyla hızla önleri sıra gerileyen kameranın üstüne gelirlerken birden bakışları sabitleşir, oldukları yerde çakılmış gibi dururlar.
Cümle kapısının önünden rıhtıma kadar olan alanda her gelen aynı şekilde duruyor, bakışlarını kapıya dikiyor; âdeta bir insan denizi, denizle birleşmiştir.
Kalabalık, binanın önüne gelip doldurunca, o ana kadar süren gürültü ağırlaşarak kesilir. Sonunda tam bir sükûta dönüşür. O kadar ki sadece martı çığlıkları işitilmektedir.
Arkasında üç yaveri; Salih, Muzaffer, Rusûhi beyler. Mustafa Kemal Paşa, kapıdan çıkmış kalabalığın karşısına dikilmiştir. Mahsun fakat mes'ut bir tebessümle onu 'sağ olarak gözleriyle görmek isteyen' halkına bakıyor.
Mustafa Kemal Paşa, yavaş yavaş yürüyerek gelir halkın arasına karışır. Yaverler, arkasından onu kollayarak ilerliyor, halkın ona bakışı sakin, gizlice mutlu, güvenli.
Kalabalığın arasında birbirine zincirlenen görüntüler: başörtülü yaşlı ve yoksul kadın gözyaşlarını mendiliyle silerek, yanından geçerken Gâzi'nin omuzunu okşuyor, bir koluyla da sarılıyor...
Gâzi, yürürken seyrek sakallı, avutları çökmüş, bir ayağı yok, koltuk değneğiyle ayakta durabilen adamın önünde duraklıyor. Bakışıyorlar... İkisinde de bir yerden tanıyormuş