Türkmen Genç

Türkmen Genç
@Turkmengenc
Bırak acı çeksin gönlün, Belki hisseder, geri döner bir gün... ... Selim Pusat, Onbaşı Pars, Deli Kurt ve Urungu benim birkaç dostum. Hepsi Mert, yürekli ve cesur insanlar.
Ölürcesine
... Böyle bir sevgiye Ömür az gelir Ben Bir hayal sevdim ölürcesine Ey! Hayal madde ol, karşımda belir Kanayım ömrümün her gecesine Ben Bir hayal sevdim ölürcesine!
Sayfa 72·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yalnızlığa övgü
El uzanmaz yerinde bir uçurumun Sessiz, kimsesiz, uykusuz, Günahtan korunmuş, sevgiden zorlu Ve kurşunca korkusuz, Çiçek yalnızlığım... Açılır gecemin o Güleç penceresi, Başlar kirpik uçlarında bir eski savaş, Dikilir yamacına çözülmemiş düğümlerin, Kin içinde kılıç, mancınıkta taş, Gerçek yalnızlığım... Sen anıtlar içinde en yüce anıt... Diz çöktü önünde kaç tümen atlı... Sen en eski mavi, en eski çeri Gökten inmiş, Gökçe Kulu, Gökçek yalnızlığım...
Sayfa 105 - Panama Yayıncılık·Kitabı okudu
Bir Türk Atasözü der ki; "ağacın kökü yere, insanın kökü halka dayanır."
Sayfa 71·Kitabı okudu
İZMİR NAİM PALAS ÇEVRESİ; AKŞAMÜSTÜ. Halk, Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya suikast düzenleneceğini öğrendikten sonra bütün bir kalabalık binanın önünde Gazi'yi bir kez olsun görme umuduyla toplanmıştı. Halkın bırakılmadığı alan polis zinciri ardında kımıldanan uğultulu kalabalık. Mülazım Rafet bey, polislere emir veriyor. Halk önce sağ taraftan akmaya başlayacaktır. Ahali, her iki taraftan bir insan seli halinde gelip, Naim Palas'ın cümle kapısı önüne birikiyor; genci, yaşlısı, kadını, erkeği, hatta çocuğu hepsi heyecanlı bazılarının gözü yaşlı. Serbest bırakılmanın telaşıyla hızla önleri sıra gerileyen kameranın üstüne gelirlerken birden bakışları sabitleşir, oldukları yerde çakılmış gibi dururlar. Cümle kapısının önünden rıhtıma kadar olan alanda her gelen aynı şekilde duruyor, bakışlarını kapıya dikiyor; âdeta bir insan denizi, denizle birleşmiştir. Kalabalık, binanın önüne gelip doldurunca, o ana kadar süren gürültü ağırlaşarak kesilir. Sonunda tam bir sükûta dönüşür. O kadar ki sadece martı çığlıkları işitilmektedir. Arkasında üç yaveri; Salih, Muzaffer, Rusûhi beyler. Mustafa Kemal Paşa, kapıdan çıkmış kalabalığın karşısına dikilmiştir. Mahsun fakat mes'ut bir tebessümle onu 'sağ olarak gözleriyle görmek isteyen' halkına bakıyor. Mustafa Kemal Paşa, yavaş yavaş yürüyerek gelir halkın arasına karışır. Yaverler, arkasından onu kollayarak ilerliyor, halkın ona bakışı sakin, gizlice mutlu, güvenli. Kalabalığın arasında birbirine zincirlenen görüntüler: başörtülü yaşlı ve yoksul kadın gözyaşlarını mendiliyle silerek, yanından geçerken Gâzi'nin omuzunu okşuyor, bir koluyla da sarılıyor... Gâzi, yürürken seyrek sakallı, avutları çökmüş, bir ayağı yok, koltuk değneğiyle ayakta durabilen adamın önünde duraklıyor. Bakışıyorlar... İkisinde de bir yerden tanıyormuş
Doktor Refik bey, yumuşak ve mahçup; ''şu ittihatçılık töhmeti olmasaydı...'' Doktor'un söyledikleri, Recep bey ile Hüsrev Bey'in bakışmasına neden olacaktır. Refik beyin sorusunu biraz zamansız bulmuş gibidirler. Mustafa Kemal Paşa, önce bir şey demez leblebi tabağından iki leblebi alır, elindeyken konuşur: "...İttihatçılık, bir ocaktır. Yetişmemizde dahli var. Bu... Bu gayr-ı kabil-i bir hakikat!.. Ne var ki, onlar Garplılaşmak teamülündeydi, biz medeniyetçi olacağız. Onlar komitacıydı, biz inkılâpçıyız. Onlar Osmanlılaşma taraftarıydı, biz milliyetçiyiz. eğer bu hakikatleri anlatabilirsek, millet davamızı tecviz edecektir." Hüsrev bey: "Onun içindir ki her işin başı meclis!.. Meclisin küşâd'ı..."