Bırak acı çeksin gönlün,
Belki hisseder, geri döner bir gün...
...
Selim Pusat, Onbaşı Pars, Deli Kurt ve Urungu benim birkaç dostum. Hepsi Mert, yürekli ve cesur insanlar.
Gazi Paşa'nın "Kerkük'ten, Türkmenlerden vazgeçti" diyenler için harika bir piyes! Askeri bir dille yazılmış. On numara bir eser. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Osman Paşa'nın bu eseri, vazgeçilmezler arasında benim için kalacaktır.
Yazarı olmayan bir kitap. Lakin 16. Yüzyılın İspanyasında ki ekonomik krizle başlayan ahlaki çöküntüler ve Din adamlarının kilisede yaptığı yolsuzluk ve adaletsizliğini konu alan muhteşem ötesi bir İspanyol klâsiği. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
Eğer yeni bir Türkçü devlet varsa bu devletin sisteminde ve basamaklarında cumhuriyet olan. Türkiye Cumhuriyeti'dir. Eğer bu devletin devlet adamı Türkçü ise Askerlikten gelmiş büyük teşkilatçı olan Mustafa Kemal dir.
Herkesin kesinlikle okuması gereken bir eser. Hele ki Her Türk askerinin okuması gereken bir kitap. Hiç bir istihbaratçı'nın yapamayacağını yapmış. Rumların, Yunanlıların çok sert işkencelerine maruz kalmış. En son Balkan harbinde Yunanlıların eline esir düşünce Askerlikten çıkmış. Atina'da esaret altında kalmış. Sevr antlaşmasın dan sonra İzmir'e dönmüş. İzmir'de işgal başladığında, Mustafa Kemal Atatürk'ün Yunanlıların arasına sızıp istihbarat alanında kullanma teklifine hemen "Evet" cevabını vermiş. İzmir'de Türk ocaklı olan Süleyman Ferit Eczabaşı'nı kullanarak Türk halkını Yunanlılara karşı direniş mücadelesini herkesten gizlice yönetmiş. Aynı zamanda Efeler gurubunu da başka bir kimlikle teşkilatlandırıp Yunanlılara karşı direniş mücadelesini sürdürmüştü. Yunanlıların arasına girince İzmirli Türk halkı ona "Gâvur Mümin" lakabını takmış. Kütahya, Eskişehir savunmasına kadar giden bu mücadelenin sonunda İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinin süresini uzatmıştı.
Bir Türk askeri İzmir'in işgalini tek başına durdurtmuştu.
Attila İlhan'ın büyük araştırmaları ile ortaya çıkardığı ve Yaşar Aksoy'un yazdığı bu eseri herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
"Başbuğunuz kimdir?" dedim.
"Cesurların başında bulunandır" dedi.
Hürmetle sağ elinin parmağını kaldırarak mavi gözleri şiir ve Hülyalı, Şahika gibi yüksek alnı nur ve alevlerle haleli sarışın birini gösterdi. Baktım: Bu da eski kahramanlar gibi yüksek dağların yıldırımlı, bulutların üstlerinde kartallarla hürriyeti aynı kaynaklarla içmiş bir kahramandır. Anladım ki bu da bütün arzı bir malikâne, bütün insanları köle gibi kullanmak isteyen harislerin önüne silahların en adliyle atılmış bir başbuğdur.
...
"Nereye gideceğim öyle mi?
Anadolu'ya! Senin dünkü boğaz nöbetçilerinin, bugünkü Hürriyet ve İstiklal kahramanlarının bulundukları yere!
Niçin gideceğim öyle mi?
Senin için, senin çocukların için; seni kurtarmak için, senin esir ve mazlum çocuklarını kurtarmak için ey İstanbul!"