Bizler onların yemeklerini yiyor, filmlerini seyrediyor, televizyon ve gündelik ilişkiler üzerinden yaşamlarını ve psikolojilerini gözlemliyor, dillerini öğreniyor, incelikli sözlerini özümsüyor, bizi hedef alsa bile esprilerine gülüyor, üstünlük taslamalarını alçak gönüllülükle kabulleniyor, süpermarketlerde ve dişçilerde sohbetlerine kulak misafiri oluyor, kendi dilimizi sırf sinirlerini bozduğu için yanlarında konuşmayarak onları koruyorduk. Bizler Amerikan halkının en büyük antropologlarıydık ve Amerikan halkı bundan habersizdi.
Kendi kendine konuşmayı bırakmanın tek sorunu, kendim denen şeyin, insanın hayal edebileceği en akıl almaz sohbet ortağı olmasıydı. Kimse kendini dinlemekte kendinden sabırlı olamazdı ve kimse kendini kendinden iyi bilemezken, yine kimse kendini kendinden iyi anlayamazdı.