İlk kitapta yüzlerce yeni terim ve birbirinden kopuk karakterlerle hikayeyi anlamaya ve ilgi duymaya çalışırken işte gerçek Epik bir hikayeye döndü sonunda. Yalan değil, ikinci kitaba çok da istekli başlamadım. Tanrıların Gölgesi hikayenin ölçeği ve griftliği ile epik havasını yansıtsa da çok dağınık olması ve bütün karakterlerin ortak hikayesine ne zaman gireceğimiz yönünde ağdalı bir okuma olmuştu. Ancak bu kitaba başlar başlamaz, örgü birleşmeye ve kafadaki sorular cevaplanmaya başladı.
Hala favori karakterlerim Orka ve Elvarr! Fakat tiksinç karakterler içerisinde Gudvarr ve Biorr'da oldukça ilginç portreler. Bunun yanısıra Ulfrir ile tanışmak güzel oldu. Kitabı bitirdiğimde hala mistik tarafını koruyordu. İlk kitaptaki küçük çocuklar olan Breca ve Bjarn'ın gelişimini izlemek de çok keyifli. Özellikle tam bir asi olan Breca'nın başına her bir olay geldiğinde yüreğim hopladı, Orka'nın kötü bir sürprizle kaşılaşmasını istemiyorum.
Hikaye epikliğin gereği mi emin değilim ama bayağı vahşiydi zaten, bu kitapta ona da seviye atlattı :) Fakat okunamayacak veya hikayeye yakışmayan hiçbir şey yok. Kitabın bittiği yer var ya...öfff üçüncü kitap için Ekim ayını heyecanla bekliyoruz, o kadar diyeyim!