- İnsan anıldıkça yaşıyor demektir.
Can kaygısı bize gerekmez.
Osmanlılar ne Birleşik Haçlılardan çekinirler, ne de yeni bir Aksak Temür Beğ'in çıkmasından telaşa kapılırlardı. Fakat bir Osmanlı Şehzadesinin meydana atılmasından büyük bir huzursuzluk duyarlardı. Osmanlı ancak Osmanlıdan korkardı.
Ayrılık biraz da ölüme benzemez miydi?
Hepimiz, kaderimizin götürdüğü yoldan kendi sonumuza doğru gideceğiz.
Şu ömür dediğin şey savaştan kaçan Rum atlısı gibi ne çabuk yol alıyor!
Masalda da, gerçekte de kalbi olmayan bütün kızların adı Gökçen'dir!...
Ben Gökçen'e bu kadar gönül verdikten sonra ona kavuşamayacak mıyım? Evlenirsem gözlerine bakamayacak mıyım? Bakarsam ölecek miyim?
'Gökçen! Sana nasıl gönül verdim, bir bilsem ' diyecekti. Diyemedi.
O kadar büyük bir bahtiyarlığın içinde yüzüyordu ki, bir adım ilerisini görmüyor, bir an sonrasını düşünmüyordu.
İnsanı dize getiren gözleri ve gönüllere işleyen sesiyle Gökçen Tanrının büyüklüğüne en büyük tanıktı.
Kâfirde yiğit varsa eğer sade Macar'dır, Hem kendi yavuz, hem atı eşkin ve acardır.
Bu meçhul Osmanlı şehzadesi, kendisinden önce gelen ve gelecek olan sayısız Osmanlı şehzadesine tarihin mukadderatının çizdiği büyük ıstırap içinde, ancak kendisinin görebildiği yeşil ışıklar içinde, bütün gözlerden silinerek kayboldu.
Artık hiç bir şey görünmüyor, fırtınanın uğradığı bu yolda yalnız bir atın nal sesleri ve bir insanın hıçkırıkları işitiliyordu...