Neredeyse canımı yakıyordu yıldızların gözümü alan ışığı, oysa ben gölgelerin içinde bir yerde, bir şilteye uzanıp gizlenmek istiyordum.
Önünüzde çırılçıplak soyunup diyeceğim ki,ben... Bu kahrolası yalnızlıkta, insanın ruhunu kemiren, iliğini kemiğini kurutan bu lanet olası ülkede, utanmayı unuttum ben.
Eh, istemediğim kadar yalnız kaldım.
Yaşamla ölüm arasındaki bu koşuda, bu bunaltıcı, yapış yapış uyku tek durağım oldu.
Ama bir kez yaşadım bunu, biriyle birlikte yaşadım, bir kez biriyle birlikte öldüm o gece...
Ve yine de hiçbir şey bilememek, hiçbir şey. Yalnızca orada oturup kiliselerde dua eden yaşlı kadınlar gibi dua etmek, sonra var olmadığını bildiğiniz acınası bir Tanrıya yumruklarını sıkmak, bunu anlıyor musun?
Bir tek bir tek şeyi aklım almıyor... Nasıl oluyor da insan böyle anlarda yanındaki ile birlikte ölmüyor? Nasıl oluyor da insan ertesi sabah uykudan uyanıyor, dişlerini fırçalıyor, kravatını takıyor? Benim hissettiklerimi yaşayan biri nasıl oluyor da yaşamaya devam edebiliyor?
Ah o gece, o korkunç gece, yaşamla ölüm arasında geçen o bitmez gece!
İnsanın elinde kalan tek hak, canı istediği biçimde gebermektir... Bunun içinde yabancıların yardımına ihtiyaç duymamaktır.