️Yûsuf ile Züleyha...
Okurunu daha ilk sayfadan itibaren içine çeken bir lirizme sahip. Hikâyeyi zaten bildiğinizi sanıyorsunuz ama Bekiroğlu’nun anlatımıyla birlikte sanki yeni baştan, daha derinden, daha kalpten bir okumaya dönüşüyor. Yazarın dili öylesine şiirsel ki, kimi cümleler sayfanın üzerinde durmuyor, adeta avuçlarınıza dökülüyor. “Aşk bazen susarak büyür,” tadındaki ifadeleri, kitabın temel duygusunu hemen ele veriyor.
• Yûsuf’un güzelliği, sabrı ve tevekkülü, masalsı bir gerçeklik içinde usul usul işlenirken; Züleyha’nın aşkı ise zamanla olgunlaşan, kendi ateşiyle pişen bir kalbin hikâyesine dönüşüyor. Züleyha’nın Yûsuf’a duyduğu sevdanın nefsani bir arayıştan, ilahi bir teslimiyete doğru evrilmesi romanın en güçlü taraflarından biri. Yazar, bu dönüşümü öyle incelikli anlatıyor ki, bazen cümleler “Aşk, insanı kendine değil, Rabb'e götüren bir yoldur.” der gibi fısıldıyor.
• Eserin en etkileyici yönlerinden biri, Bekiroğlu’nun hikâyeye kendi kadın duyarlılığını ustalıkla katması. Züleyha’nın iç dünyasını okurken bazen kırılgan, bazen güçlü, bazen de arayış içinde bir kadınla karşı karşıya kalıyoruz. Ama her hâlinde gerçek ve insani. Yazar, bu yanıyla klasik bir kıssayı modern okura yeniden soluk aldırır hale getiriyor.
• Yûsuf ile Züleyha, sadece bir aşk hikâyesi değil; aşkın insana, insandan Yaradan’a giden yolculuğunu anlatan bir roman. Şiirsel dili, kalbe dokunan sahneleri ve duru hikâye işçiliğiyle, okurun zihninde uzun süre yer eden bir eser. Kitabı bitirdiğinizde aklınızda şu tat kalıyor: “Aşk, bazen yıllar sonra bile yeniden doğar; çünkü hakiki aşk, zamanın değil, kalbin meselesidir.