Ah! Acı gittikçe keskinleşiyor ve yaralarımdan hala kan boşanıyor. Bize egemen olan, hayatlarımızı rezillik, utanç, acı ve sıkıntıyla dolduran, doğal, içten ve dostça duygularımızı inciten, bedenlerimizi durmadan yaralayan, ve hayatlarımızı tatsız ve acınacak hale getiren bu insan soyu nasıl bir canavar! Dıştan bakılınca bize benziyor ; sonunda, bizim gibi, o da ölüyor. Bu açıdan, aramızda fark görünmüyor ; ama o sanki tahtadan ve taştan yapılmış, çünkü hiç duygularımız yokmuş gibi kırbaçlıyor bizi. Eğer acı hissedebilseydi bize karşı merhametli olurdu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yeryüzünde hiçbir şey kalıcı değil.
Yaşam, iki tahtanın birbirine sürtünmesiyle oluşan,
bir an parlayıp tekrar sönen kıvılcıma benzer.
Ama biz nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilmeyiz.
Buda
Sen sanıyor musun ki ölüm isteği yaşama isteğinden daha zayıf? Aşk ve ölüm iç içe olmuş hep. İnsanoğlu yaşam savaşı verirken, aslında ölümü arzu edegelmiş. Bugün özgür kalmış ; rahat bir yaşam için her şey temin edilse bile, yine de içindeki ölüm isteği zayıflamamış hatta daha bir güçlenmiş. Kendi kendini yok etme ve toplu olarak yok etme şeklini almış. Nitekim bütün insanlar sabırsızlıkla toplu yok oluşu arzulamakta, ölüm için savaşım vermekte. Bu insan varlığının mantıklı sonucu.