Gökhan zerek

Gökhan zerek
@Tylerdrr
Sadece Yaşıyorum bu kadar
Öğrenci
İstanbul üniversitesi
İstanbul
İstanbul
19 okur puanı
Mayıs 2023 tarihinde katıldı
Bilim ve Akıl
Atatürk, tüm yaşam için, her şey için, en gerçek yol gösterici olarak bilimi kabul etmiştir Bilim en gerçek yol gösterici olarak seçilince, pozitivist bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Bilim temel alınınca, dine dayalı eski devlet düzeni reddediliyor ve akla dayalı bir cumhuriyet rejimi benimseniyordu. Atatürk'ün akılcılığı sadece devlet yaşamında değil, kişisel ve toplumsal yaşayışın her yönünde aklı ve bilimi yol gösterici olarak saymaktadır. Atatürk'ün değişim eyleminin özü, akılcılık ve bilimsellik olunca, bunun doğul sonucu, devlet yönetiminde ve toplum yaşamında laiklik. ön koşul olarak ortaya çıkar. DEVLETİN TEMEL UNSURLARI "TAM BAĞIMSIZLIK VE ULUSAL EGEMENLİK İLKESİDİR. Atatürk, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkelerinden hiçbir zaman ödün vermemiştir. Amasya Genelgesi, Misakı Milli Erzurum Sivas Kongreleri, Meclisler bu ilkelerin temel esasına kapsar. Atatürk özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben ulusumun ve atalarımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım." (1924) demişti. Atatürk, tam bağımsızlığı da şöyle tanımlamıştır. "Tam bağımsızlık denildiği zaman elbette siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür ve her alanda tam bağımızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. (1919) Büyük Nutuk'ta der ki "Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanacaktır." (1927) Atatürkçülükte, diğer önemli bir ilke ulusun egemenliğidir . Atatürk ilkeleri onun ünlü altı okunda ifadesini bulmuştur. Bu da Cumhuriyetçilik, Laiklik, Ulusçuluk, Devletçilik, Halkçılık, Devrimciliktir .
Felsefe
Reklam
LAİKLİK - ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCENİN TEMELİ
Çetin Yetkin, laiklik için şunları yazar: "Laiklik ilkesinin uygulama ya konulması hem kendi başına bir devrim hem de bağımsızlıktan sonra öteki tüm devrimlerin onsuz olmaz koşuludur. Atatürk, Kemalizmin 6 ilkesi olarak bilinen ilkelerin içinde en çok laiklik konusunda duyarlı idi. Ahmet Taner Kışlalı , bağımsızıkla birlikte, laiklik ilkesinin tüm devrimlerin temeli oluşunu şöyle anlatıyor "laiklik, devletçilik dışındaki diğer ilkelerin hepsinin de on koşulları içinde yer alır. Demokrasinin ön koşuludur, çünkü laiklik olmadan gerçek bir düşünce özgürlüğü de olamaz, gerçek bir özgür seçim de. Milliyetçiliğin ön koşuludur, çünkü laiklik olmayan yerde önem taşıyan öğe ulus değil, inananların oluşturduğu Ümmettir . Devrimciliğin ön koşuldur, çünkü laikliği kabul etmemiş bir toplumda, bilimin ve çağın gereklerinin gerisinde kalmış kurumları değiştirmenin tartışması bile genellikle yapılamaz. Halkçılığın ön koşuludur, çünkü bir din devletinde halkın istekleri değil, dinsel seçkinlerin düşünceleri önemlidir, Laiklik karşıtı yönetimler, genellikle çoğunluk dinine dayanarak azınlık diktasıdır.
Tarih
DEVLET KURUCUSU ATATÜRK
Atatürk Devrimleri, Türk Devrimi ya da Anadolu Aydınlanması, ne derseniz deyiniz, Türk toplumunu büyük dönüşümlere uğrattı. Buna koşut olarak çağdaş ve laik bir Cumhuriyet kuruldu. Orta Doğu'da özellikle İslam dünyasında ilk kez "dini" referans almayan bir ulus devlet ortaya çıkıyordu. Bu nedenlerle Atatürk hakkında çalışma yapan, makaleler, kitaplar yazan yabancı araştırmacılar çoğu kez yapıtlarının başına Atatürk'ün bu kurucu niteliğini koymuşlardır. Örneğin: Devlet kurucusu olarak Atatürk (Atatürk As Founder of a State) deyimi kullanılıyor, - UNESCO, Atatürk'ün 100. doğum yılı kutlamasına katılma kararı çerçevesinde hazırlatılan bir kitaba Atatürk: Modern Bir Devletin Kurucusu başlığını kullanmıştır. - Lord Kinross da ünlü eserine Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu adını koymuştur. - Atatürk'e ait en son çıkan bir yapıt olan Andrew Mango'nun kitabı da Atatürk Modern Türkiye'nin Kurucusu (Atatürk-The Biography of the Founder of Modern Turkey) adını taşıyor.
Tarih
DİN DEVLETİNE KARŞI ULUS DEVLETİ
Bu noktada, Niyazi Berkes'in belirttiği gibi, "din devleti görüşüne karşı, ulus devleti görüşünün zaferi, çağdaşlaşma yolunda belli bir doğrultuda birbiri arkasından gelecek bir dizi reformun kapısını açmış oluyordu." Saltanat-hilafet sisteminin çözümünden sonra, ötekilerin çözüm yolları kendiliğinden açılmıştır. Bu değişimlerin önemli niteliklerinden birisi, Kurtuluş Savaşı aşamalarına katılan çok kişinin "tarihsel sürecin hangi aşamasına gelindiğini kavrayamamaları"dır . Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı sırf Osmanlı saltanatı ya da İslam halifeliğini kurtarma savaşı sananlar, eskisi gibi sultanlı-halifeli meşrutiyet düzenine dönüleceğini bekleyenler için bu değişimler, ne evrim ne de devrim değil, yıkım demekti. Ne yazık ki, Atatürk'ün yapmak istediğini anlayamayanların içinde onunla mücadeleye beraber başlayan kimi en yakın silah arkadaşları da vardı. Mustafa Kemal, 1923 ve 1924 yıllarındaki konuşmalarında sürekli olarak "çağdaş uygarlık"tan, "çağdaş uygarlığa katılmaktan söz etmiştir. "Çağdaş dünyada var olabilmek, kendimizi değiştirmeye bağlı bir iştir." Toplumsal, bilimsel, ekonomik alanlarda ilerleyebilmek için bu zor yoldan yürümeyi öneriyordu. Mustafa Kemale göre, "Bilimsel buluşların yarattığı harikaların bütün dünyanın yaşama koşullarında büyük değişiklikler yarattığı bir çağda, hiçbir ulus geçmişin geleneksel bağlılıklarıyla varlığını tutunduramaz. Artık eskinin bütün artıklarını, kafalarda bunlar üzerine yerleşmiş inançları söküp atma sorunluğu vardır." Bir kez, "din devleti" kurumları yıkıldıktan sonra, arkasından "hukuk devrimi" geldi. Dinsel, şeriat hukukundan ayrılarak, "ulusal egemenlik" anlayışına dayalı hukuk atılımlarına hız verildi. Kuşkusuz hukuk devriminin en önemlileri, Medeni Yasası , Borçlar Yasası, Ceza Yasası, Ticaret Yasası, Ceza ve Hukuk
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
MİLLÎ EGEMENLİK DÜŞÜNCESİ
Atatürkçü Düşünce Sistemi'nin 1789 Fransız Devrimi'nden ve onun en önemli belgesi olan Fransız "İnsan ve Vatandaşlık Hakları Bildirisinden esinlendiğini yukarıda belirtmiştik. Bu belgede yer alan birçok ilkenin, özellikle Milli Egemenlik ilkesinin (md. 3) Ulusal Savaş'ın ilk önemli yazılı belgesi olan Amasya Bildirisinden başlayarak (22 Haziran 1919) başlayarak Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarında, 1921 ve 1924 Anayasalarında yer aldığı görülmektedir. "Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir." cümlesiyle başlayan Amasya Genelgesi, Ulusal Kurtuluş Savaşının ilk önemli belgesidir. Bu genelde, "milli irade" (ulusal irade) kavramı belirtilmiş, "ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır" denilmiştir. Sivas Kongresi'nde seçilen Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin Temsilciler Kurulu 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geçti. Bu kurul adına bir gazete yayınlanmaya başlandı. Bu gazetenin Mustafa Kemal tarafından verilen adı "Hakimiyet-i Milliye" (Milli Fgemenlik) idi. İlk sayısı 10 Ocak 1920'de yayınlanan gazetenin başlığının altında: "Mesleği: Milletin iradesini hakim kılmaktır." ifadesi bulunuyordu. Günümüz Türkçesiyle; "Uğraşısı : Ulusun iradesini egemen kılmaktır." Mustafa Kemal tarafından yazılan ilk baş yazıda gazetenin izleyeceği yol ve Anadolu İhtilali'nin hedefleri belirtilmiştir. Şöyle ki: "... gazetemize bu ismi rastlantı olarak vermedik. Gazetemizin ismi aynı zamanda izleyeceği tarihi savaşında türüdür. Şu halde diyebiliriz ki, Hakimiyet-i Milliye'nin (Milli Egemenlik) uğraşısı, ulusun egemenliğinin savunulması olacaktır." denilmektedir. Ayrıca, gazetenin ilk sayısınında 1789 Fransız İnsan ve Vatandaşlık Hakları Bildirisi'ni yayınlandı.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Tarih
Reklam