Ben yalnız bir düşüncemi ekleyeceğim: Uzak ülkelerden birinde oturan bir adam bizdeki bilimlerin durumuna, sanatlarımızdaki gelişmeye, sahne eserlerimizdeki inceliğe, davranış ve eylemlerimizdeki nazikliğe, sözlerimizdeki sürekli iyilikseverlik belirtilerine, sabahtan akşama kadar birbirlerine iyilik yapmaya uğraşır görünen, her yaştan, her sınıftan insanların gürültülü kaynaşmasına bakarak, biz Avrupalıların
ahlakı üzerine bir fikir edinmeye çalışırsa, bu yabancının varacağı fikir gerçeğin tam tersi olacaktır.
Hiçbir etkinin bulunmadığı yerde etken aramaya gerek yoktur; ama burada etki ortadadır; bozulma gerçekten vardır; bilimlerimiz ve sanatlarımız geliştikçe ruhlarımız bozulmuştur. Bu yalnız bizim çağımıza ait bir felaket midir, diyeceksiniz. Hayır baylar! İnsandaki gereksiz merakın doğurduğu kötülükler, yeryüzü kadar eskidir. Nasıl okyanus sularının alçalıp yükselmesi gece bizi aydınlatan gezegenin düzenli etkisine bağlıysa, namus ve ahlakın akıbeti de bilim ve sanatların gelişmesine bağlıdır. Onların· ışıkları ufkumuzda yükseldikçe erdemin kaybolduğu görülmüş ve aynı olay her çağda, her yerde olmuştur.