Aklına Nana’nın bir keresinde söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu. Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu.
Günahkar ihtiyarın ciğerine hüzünden kan otururken, kendini beğenmiş alim ibadetine güveniyor. Bilmiyor mu ki lütufkar olan Rabbinin dergahında aczini ve zayıflığını hissetmek her zaman gururdan, kibirden ve benlikten üstündür?