Fakat Petrus bana bunların tam tersini söylüyor: Kimse ayrıcalıklı degildir. Kendilerine, "Burada ne işim var?" diye sormak yerine yüreklerindeki coskuyu uyandırmak için ellerinden geleni yapmaya karar veren herkes secilmistir. Bizi cennetin kapilarinda bekleyen, aşkı filizlendiren, bizleri Tanrıya götüren seçim de bu coşkulu işin bir parçasidir. Bizleri Kutsal Ruh ile buluşturan şey de bu coskunun ta kendisidir; klasik metinlerin yüzlerce, binlerce kez okunması degil. Mucizelerin gerçekleşmesini sağlayan şey hayatin bir mucize olduguna inanma arzusudur; "gizli ayinler" veya "kabul törenleri" degil. Neticede insani insan yapan, kendi kaderini yerine getirmeye karar vermesidir, varoluşun gizemi hakkinda gelistirip durduğu teoriler degil.
“Kısacası, kütleçekimin yüksek oldugu yerlerde, yüksek yerler alçalma ve alçak yerleri doldurma egiliminde olurlar; bu, Kutsal Kitap'a özgü bir ifadeyle Tanrısal bir çağrışım getirir: "Her vadi yükseltilecek, her dağ, her tepe alçaltılacak. Böylelikle engebeler düzleştirilecek, sarp yerler ovaya dönüstürülecek." (Yesaya 40:4). Bu, eğer varsa, tam bir küre tarifidir.”
“Her zaman popüler olan çoklu even fikrinin bir varyasyonu da, onu oluşturan çoklu evrenlerin tamamen ayrı evrenler degil,
, tek bir kesintisiz uzay-zaman dokusu
icinde izole olmus, birbiriyle etkilesime girmeyen uzay cepleri olduğudur; tıpkı denizde dairesel ufukları kesişmeyecek kadar birbirlerinden uzakta olan çoklu gemiler gibi. Herhangi bir gemi söz konusu oldugunda (daha fazla veri yoksa), okyanustaki tek gemi odur, ancak hepsi
ayni su kütlesini paylasmaktadir.”