Artık isimler, görüşlerin ve gerçeğin önüne geçmeye başlar. Bu psikoloji, çocukluğumuzdan beri eğitim süreçleri içinde bilinç dışımıza ağır ağır zerk edilen hastalıklı bir algı biçimidir. Sonucu ise bellidir: Çoğumuz, dâhî olmadığımız için bir halta yaramayız. Erken dönemde bir varlık gösteremeyen sıradan faniler olarak ömrümüzü rutin işlerde biteviye harcamak bize yakışanıdır. Bu yaştan sonra, yaşına başına bakmadan, kız başına, kocaman adamken, bu ülkede, hal böyle iken ve daha bir ton bahane ışığında hayal mahsulü hedeflerle uğraşmak vakit kaybıdır. Biz sıradan insanların görevi, dâhîlerin inşa ettiği dünyada sıradan görevlerimizi sadakatle ifa etmektir.
Günümüzde hâlâ etkisini sürdüren bir deha fetişizmi var ve bu hal insana bakışımızı da oldukça olumsuz yönde etkiliyor. Çocuklara gerekli gereksiz uyguladığımız zekâ testleri, üstün yetenekli çocuklara ne yapmamız gerektiğine dair sonu gelmez plan ve programlar, dâhî adını taktığımız insanların işlerinden övgüyle bahsetme alışkanlığı günümüzün anne babaları ve eğitimcilerinin zihinlerinde insan yeteneklerinin özüne dair ciddi bir yanlış anlamayı da beraberinde getiriyor. Bir kere, bir grup insanı üstün yetenekli yahut "dâhî" olarak teşhis ettiğimizde, toplumun geri kalanının "sıradan yetenekli" veya "yeteneksiz" olduğunu da zımnen kabul etmiş oluyoruz. Elbette bilinç düzeyinde kimse böyle bir şeyi kabul etmiyor. Ama bilinç dışı eylem düzeyinde, üstün yetenekli diye etiketlediğimiz çocuklar için yapacağımız her hamle, diğerlerine yapacağımız yatırımdan daha önemli görünüyor.
Eğer halka güvenmeyip de diğer ülkelerde olduğu gibi biletçi veya kontrolcü kullanmak isterseniz kontrolcüleri de kontrol etmek gerekir. Biz kontrolcüye değil halkımıza inanırız, insana inanırız