O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
Sahile vurdu kalbim, su yandı, kum da yandı
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı
Yurdundan mahrum edip dolaştıran Cem gibi
Ruhumla söndü alev, sonra ruhum da yandı
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı
Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile
Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı
Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım
Kipriğine dokunan kanlı âhım da yandı
Bir damla su ver bana ey Çöl!
Bari sen küsme
Kalmadı hiçbir şeyim bak, günahım da yandı
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme
Ülkem yıkıldı heyhat!
Ordugahım da yandı
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin
Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı
O'ndan başka ne varsa yandı
Yandık sen ve ben
O'nu göreyim diye, kıblegahım da yandı.
Zira insan kalbi, dünyanın yükünü taşımak için yaratılmadı. Bu yükü yalnızca Allah taşıyabilir ve biz bu yükü göklerin ve yerin sahibine teslim edene kadar, bu sahte kontrol duygusunun ezici ağırlığı altında acı çekmeye devam edeceğiz.
Güzel insanlar hep duruş sahibi insanlardır. Duruş sahibi olmak zor olduğundan bile vazgeçmemiş, tehlikeli olduğunda bile korkmamış, her şeye rağmen duruşundan vazgeçmemiş insanlardır. Güzel insan olmak duruş sahibi olmaktır.