O na yaklaştıkça işlerin daha da kolaylaşması gerekmez mi? Neden tam tersi olur? İnsan Tanrıya yaklaştıkça ve imanı arttıkça neden daha fazla zora koşulup daha zor sınavlara tabi tutulur? Bu sorunun cevabını Dante’nin şu sözleriyle açıklamak anlamlı olacaktır:
“Bildiklerini düşünsene, bir nesnenin kusurları eksildikçe aldığı tat da, duyduğu acı da artar.”
Hacı Bektaşın “Her ne ararsan kendinde ara; Kudüs’te, Mekke’de, hacda değil” sözündeki gibi kendimize bakmadan uzağı görmeye çalışmamızdır belki de hatamız.
İnsan dünyaya, çalışmaya, emek vermeye, bu emekleri sayesinde pişmeye ve olgunluğa erişmeye gelmiştir. Yaratılmış olanı yani beşeri, insana götürecek olan şeydir çalışmak. İnsanı, insan-ı kâmil yapıp kemale erdirecek olandır vereceği emek.
Hikmet için hizmete talip olmak gerekir. Eğer gönlünü aşk yoluna açmışsa bir derviş ve yola talip olup yürümeye karar vermişse yolu yürürken bir taraftan da işe koşulması gerekir. Neden işe koşulmak? Çünkü çalışmak insanı pişirir. Çalışmak insanın olgunlaşmasını sağlar. Dervişlikteki amaç da insanı hamlıktan, çiğlikten olgunluğa erdirmek değil midir? İşte çalışmak bu sürece faydası olan çok önemli bir etkendir. Ve bu nedenle değerlidir.
İnsan bir mahkûm olduğu için değil, bir hâkim olduğunu fark etmediği için kafestedir. İnsan, özgürlük için hep başkasından yardım isteyen ancak kararı verecek olanın yine kendisi olduğunu bilmeyendir.