tıpkı eski roma'da olduğu gibi, gençler arasında, kandan, yırtıcı cinsellikten, bilinç yitirici müzikten, öfke ve döğüşten zevk alma eğiliminin yaygınlaşması ve bu eğilimleri körükleyen, sömüren, her çeşit endüstri... bunlar çok açık ve tehlikeli belirtiler dostum. ve görünüşteki bu başıboşluğun, başıbozukluğun gerisinde, çok yönlü bir tutuculuk ve bağnazlık var. bunu da kimse görmek istemiyor. hoşgörü, sevgi ve insancıllık ayıp hatta suç sayılıyor.
oğlunun, çocukluğundan beri herhangi bir olay karşısında aşırı telaş, sevinç ya da aşırı bir üzüntü duyduğunu görmemişti. duygusuz muydu? buna duygusuzluk da diyemiyordu. hiçbir şeye önem vermeyecek kadar hayatın boşluğuna inanmış bir çeşit filozoftu belki. kendinden başka hiçbir şey düşünmeyen, hiçbir şeye değer vermeyen kapkara bencil bir yaratık da olabilirdi.
Ama daha önce geçen yıllarla birlikte her şeyin şeklini, biçimini, gençliğini yitireceğini ne kadar düşünürse düşünsün, kafasında ne kadar canlandırmaya çalışırsa çalışsın, eski hayalleri silmesi mümkün olmuyordu kafasından insanın.