Bütün ömrünü böylesine, sahte oyunlarla berbat edişinde, kendisinden başka birilerinin feleğin, ya da yaratanın haksızlığını sebep göstermek için sonuçsuz bir didişme vardı kafasının içinde.
Ne olmuş yani, dedi. Öleceksek öleceğiz. Bu dünya böyle gelmiş böyle gider. İş ki, öyle pek acı çekmeden, şöyle, "Geçti Galip dede candan yâhû" deyip gidiversek...
Yalan söylemeden, kendini kandırmadan, kaç kişi çıkardı insanlar içinde, hayatını pişmanlık duymadan geçirdiğini söyliyebilecek? Bütün bunların sebebi, zamanın sınırlı olduğunu kimsenin idrak edemeyişiydi. Bu yüzden bütün eserler kusurlu yaratılmağa mahkûmdu. Eserini düzeltmek için vakti olduğunu sanan insan, gereği gibi veremez kendini eserine. Herkes asılmasına bir gün kaldığını bilen bir ölüm hükümlüsünün gözüyle değerlendirebilseydi geçen zamanı, dünyanın görünüşü muhakkak ki bambaşka olurdu.
Seni ne kadar sevmiş olduğumu anlayabilmiş miydin? Varlığımı, yani, şöyle ya da böyle, çoğul ya da tekil, var oluşumu, bu dünyada senden sonra, geçmişsiz ve geleceksiz, suskun ve acılı kalıbımı sana armağan etmedim mi?