Ayşe Taşdemir

Malûm olunsun ki; levh-i kaderde zâhirî unvanlar, bâtınî veballeri örtmeye yetmez. Aksine; felek bir kulu en yüksek makama çıkarır ki, oradan düşüşü daha sarsıcı ve ibretlik olsun. Dünyalık rütbeler bedendeki eksikliği gizlese de, hırpalanmış bir rûhun ahını ve feda edilmiş bir ömrün hakkını örtmeye kumaşı yetmez. Kul aradan çekilip sükût kalesine kurulunca, ilâhî adâlet terazisi şaşmaz bir vakarla işler. Eden bulur, hiçbir emanet yerde kalmaz.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Kader ve insan iradesinin kesişimi, Sözler kitabının en derin bölümlerinden biri olan Yirmi Altıncı Söz’de kusursuz bir mantık örgüsüyle açıklanır. Eserde kader, insanın özgür seçimlerini elinden alan zorlayıcı bir zincir değil; zamandan münezzeh olan ilahi ilmin, insanın gelecekte neyi seçeceğini önceden bilmesi ve kaydetmesi olarak tanımlanır. Bu dikey ilişkiyi somutlaştırmak için kullanılan meşhur "tren" veya "gözlemci" benzetmesi, "ilim maluma tabidir" yani "bilmek, meydana getirmek demek değildir" kaidesini zihnimize yaklaştırır. Yüksek bir tepeden, kavisli bir rayda birbirine doğru ilerleyen iki treni izleyen bir gözlemci, trenlerin hızını ve mesafesini hesaplayarak iki dakika sonra çarpışacaklarını bir deftere not etse ve o kaza gerçekten gerçekleşse, makinistlerin suçunu bu gözlemciye yüklemek imkansızdır. Trenler gözlemci deftere yazdığı için çarpışmamış, aksine çarpışacakları önceden öngörülebildiği için o deftere kaydedilmiştir. İşte kader kavramı da insanı edilgen bir izleyici yapmaz; Allah, insanın kendi cüzi iradesiyle ve özgür iradesiyle hangi makas değişimini yapacağını, hangi yoldan gitmeyi seçeceğini zamansızlık boyutundan görerek kader defterine işler. Kul neyi seçerse, Allah onu yaratır; bu yüzden sorumluluk tamamen direksiyondaki insana aittir.
Gün gelir… Hırsızlar zengin… Metresler eş…
Alıntı
Hicretsizlik
Hazret-i Ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı İftar sonrası çay ve sigaralardan. Hazret-i Ali kaale bile almazdı şu bitirme tezini.