Ayşe Taşdemir

Puan vermedi·80 syf.··
2026 31. kitabı
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, oldukça sürükleyici başlayıp içine çeken bir yapıya sahip olsa da bir süre sonra aşırıya kaçan mekân ve fiziksel betimlemeleriyle (o eller, yüzler, bitmek bilmeyen şehir tasvirleri...çok fazla) okuru biraz yorabiliyor. Hikâyenin kendisi çok dinamik veya güçlü olmasa da Zweig’ın o bildiğimiz derin psikolojik çözümlemeleri bu açığı kesinlikle kapatıyor. Kitabın en çarpıcı yanı, Mrs. C.’nin içine düştüğü o büyük paradoks. Mrs. C., kumarhanede karşılaştığı genç adamın kumar bağımlılığına, hayata karşı bu yıkıcı tutumuna derinden üzülüyor ve onu bu bataktan kurtarmak istiyor. Bir tutkunun, bir insan ruhunu bu denli zehirlemesine katlanamıyor. Ancak asıl ironi tam da burada başlıyor: Genç adamı kurtarmaya çalışırken, aslında kendisi de adama karşı hastalıklı bir tutku beslemeye başlıyor. Kumarbaz gencin sabaha karşı büyük bir hırsla kumarhaneye koşması ile Mrs. C.’nin ertesi gün trene yetişmek için gösterdiği o körü körüne çaba aslında aynı şey. İkisini de harekete geçiren, mantığı devre dışı bırakan birer bağımlılık. Mrs. C.’nin sadece yirmi dört saatlik bir kesitin, hayatının geri kalan tüm yıllarını esir almasına izin vermesi ve yaşlılığında bile hâlâ o günün yasını tutması, tutkunun insanı nasıl ömür boyu zehirleyebileceğinin en somut kanıtı. Bu kitaptan kendi adıma çıkardığım en büyük dersler şunlar oldu: Tutku, yalnızca dengede kaldığı sürece iyidir. Kontrolden çıktığı an sahibini tüketir. Merhamet, her koşulda doğru bir erdem değildir. Karşınızdaki kişi; hırsı uğruna her kuruşunu harcamaya hazır, kumar uğruna herkesi ve her şeyi satabilecek biriyse, sırf hislerin ya da anlık bir tutkunun peşinden giderek hayatınızı onun için feda etmek büyük bir yanlıştır. Açıkçası kitaba başlarken beklentim bir Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024151,1bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
9/10
·176 syf.··
2026 2. kitabı
Açıkçası bu kitabı okumama vesile olan kişi, hayatımda hiçbir anlamı olmadığına inandığım biriydi; fakat kitap bittiğinde gördüm ki, o kocaman anlamsızlığın içinde bile bir anlam bulunabiliyormuş. :)) Eser, toplama kampının dehşetini kurban psikolojisinden uzak, adeta kendi ruhu üzerinde deney yapan bir bilim insanı gözüyle aktararak kalbime dokunurken, bu acıdan filizlenen Logoterapi teorisiyle de zihnimi zorluyor. Nietzsche’nin "Yaşamak için bir nedeni olan, her türlü nasıla katlanır" sözünü merkeze alarak, hayattan ne beklediğimizden ziyade hayatın bizden ne beklediğine odaklanmamızı sağlayan bu yaklaşım, bence kaderciliğe karşı verilmiş en asil içsel savaş. Ancak bu hayranlığımın yanında, Frankl’ın kampta hayatta kalmayı neredeyse tamamen "anlam bulma becerisine" bağlayan fazla iyimser ve romantik tavrını, fiziksel direnci ya da rastlantısal şans faktörlerini gölgede bırakan o "hayatta kalma yanlılığı" hatası nedeniyle eleştirmeden de edemiyorum; sonuçta bazı sistemlerin ve ağır travmaların insan iradesini tamamen felç edebileceğini göz ardı edip tüm sorumluluğu bireyin omuzlarına yüklemesini felsefi olarak sorguluyorum. Yine de günümüzün can sıkıntısını eğlenceyle, yalnızlığı sosyal medyayla kapatmaya çalışan "varoluşsal boşluktaki" modern insanı için bu eser basit bir kişisel gelişim kitabı değil, acıya anlam yükleyerek onu zafere dönüştüren bir kişisel dönüşüm manifestosu. Günün sonunda bu kitap bana, acının kendisinin değil anlamsız acının insanı tükettiğini ve insan ruhunun ne kadar bükülebilir ama kırılmaz olduğunu kanıtladı. En nihayetinde yine de yeterince anlam yok diyorum ...
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,5bin okunma
Puan vermedi·346 syf.··
2026 16. kitabı
Fatma Bayram’ın bu kitabını elime aldığımda fark ettim ki, aslında biz Esma-ül Hüsna’yı sadece ezberlenecek isimler sanırken, onlar hayatın tam ortasında duran sığınaklarmış. Yazarın o sakin ama sarsıcı üslubu, insana şunu dedirtiyor: "Bu isimler sadece yukarıda bir yerde değil, benim mutfağımda, sınıfta öğrencilerime bakışımda, en çaresiz hissettiğim o gecede, yani tam içimde." Kitabı okurken o "sonsuz mana" ifadesinin hakkını gerçekten veriyorsunuz. Her bir isim, Fatma Hanım’ın kelimeleriyle birleşince modern dünyanın üzerimize yıktığı o anlamsızlık yükünü hafifletiyor. Mesela bir ismin tefekkürüne daldığınızda; yaşadığınız travmanın, hissettiğiniz o ağır yorgunluğun aslında hangi ismin gölgesinde şifa bulacağını anlıyorsunuz. Bu sadece bir bilgi kitabı değil, insanın kendine tuttuğu bir ayna. Benim için bu kitabın özeti şu: Hayat bazen çok karmaşık ve biz her şeyi planlamaya, her şeye yetmeye çalışıyoruz. Ama bu satırlar size durmayı, nefes almayı ve her ismin aslında insanın ruhundaki bir boşluğu kapattığını gösteriyor. Kendi iç dünyamıza yaptığımız bu yolculukta, Fatma Bayram bize bir rehberden ziyade bir yol arkadaşı gibi eşlik ediyor. Okuyup bitirdiğinizde değil, her gün bir ismin manasına sığındığınızda gerçekten hayatınızın bir parçası oluyor. Kısacası; kalbin dağınıklığını ilahi bir nizamla toplamak isteyenlerin mutlaka geçmesi gereken bir yol bu. Benim için bir psikoloji bir kişisel gelişim kitabı
99 Esma Sonsuz ManaFatma Bayram · Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları · 2025815 okunma
Puan vermedi·68 syf.··
2026 15. kitabı
Stefan Zweig’ın bu sarsıcı eserini okurken hissedilen o ilk şok dalgası, aslında modern insanın mantık çerçevesiyle duyguların sınırsızlığı arasındaki çatışmanın bir özetidir. İlk bakışta, "Bu kadın delirmiş mi?" diye sormadan edemiyor insan; tek bir görüşte başlayan, bir ömür süren ve hiçbir karşılık beklemeden devam eden bu saplantı, rasyonel bir zihin için kabul edilmesi güç bir durum. Ancak satırlar derinleştikçe anlıyoruz ki kadının yaşadığı, fiziksel bir şiddet veya somut bir felaket içermese de, aslında "görülmemenin" yarattığı o en ağır yaşam travmasıdır. Kendi varlığını bir başkasının yokluğunda eritecek kadar büyük bir tutku, dışarıdan bir "akıl tutulması" gibi görünse de, aslında kalbin en çıplak halini temsil eder. Çünkü sevmek, mantıklı bir zemine oturtulabilen veya üzerinde stratejik planlar yapılabilen bir eylem değildir. Sevgi; ansızın, kontrolsüzce ve bazen de en yıkıcı haliyle ruhun savunmasız bir anında içeri sızar. Kadının bu sessiz ve derinden ilerleyen trajedisi bize şunu fısıldar: Sevmek bazen sadece mutluluk değil, bir insanın kendi içinde kurduğu, dış dünyaya kapalı ve tek kişilik bir dünyadır. Sonuçta dünya ne kadar rasyonel dönerse dönsün, en derin hikayeler her zaman plan yapamadan, hesapsızca sevenlerin trajedisinden doğar.
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,8bin okunma