Ey nefsim! Deme: "Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur." Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor. Hem deme: "Ben de herkes gibiyim." Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise kabrin öbür tarafında pek esassızdır.
Kader ve insan iradesinin kesişimi, Sözler kitabının en derin bölümlerinden biri olan Yirmi Altıncı Söz’de kusursuz bir mantık örgüsüyle açıklanır. Eserde kader, insanın özgür seçimlerini elinden alan zorlayıcı bir zincir değil; zamandan münezzeh olan ilahi ilmin, insanın gelecekte neyi seçeceğini önceden bilmesi ve kaydetmesi olarak tanımlanır. Bu dikey ilişkiyi somutlaştırmak için kullanılan meşhur "tren" veya "gözlemci" benzetmesi, "ilim maluma tabidir" yani "bilmek, meydana getirmek demek değildir" kaidesini zihnimize yaklaştırır. Yüksek bir tepeden, kavisli bir rayda birbirine doğru ilerleyen iki treni izleyen bir gözlemci, trenlerin hızını ve mesafesini hesaplayarak iki dakika sonra çarpışacaklarını bir deftere not etse ve o kaza gerçekten gerçekleşse, makinistlerin suçunu bu gözlemciye yüklemek imkansızdır. Trenler gözlemci deftere yazdığı için çarpışmamış, aksine çarpışacakları önceden öngörülebildiği için o deftere kaydedilmiştir. İşte kader kavramı da insanı edilgen bir izleyici yapmaz; Allah, insanın kendi cüzi iradesiyle ve özgür iradesiyle hangi makas değişimini yapacağını, hangi yoldan gitmeyi seçeceğini zamansızlık boyutundan görerek kader defterine işler. Kul neyi seçerse, Allah onu yaratır; bu yüzden sorumluluk tamamen direksiyondaki insana aittir.