" Oysa analı babalı da olsa.Bütün çocuklar kader mahkûmu gibi büyüyor, yetim oluyordu. Yetimlik ebeveynden değil, insanın ruhunun üflendiği yerden geliyordu. Hepimiz yetimdik. Yoksa yalnızlık, nükleer bombalardan bile daha büyük dert olur muydu başımıza? Bu merkez mesela kurulur muydu? Günahlarımız da sevaplarımız da her şey ya yalnızlıktan ya yalnızlık korkusundandı bana kalırsa. Dünya koca bir yetimhaneydi. Başka türlü, adına zaman dedikleri delik böyle çimdikler miydi ruhumuzu, bu kadar yalnız olunur muydu?
Yanyana oturuyor fakat konuşmuyorduk. Çok şey söylemek istiyordum aslında. Ama çok şey söylemek gelince içinden, susmalıydı insan. Birine çok şey söylemek istemek, o birini haddinden fazla önemsemekti çünkü. Böyle aşırı önemseyen, kaybetmemek için ne yapacağımı bilemez hata üstüne hata yapardı o yüzden. Ve sonunda muhakkak kaybeder. Çok korkuyordum kaybetmekten. Susacak kadar çok.
Nihayetinde gülümseyip, "Gel barışalım" demişti. Kolayca, hiç korkmadan... Ürkütmekten çekinir gibi kaçamak bakışlarla yüzüne bakmıştım. Yüzüne bakmış temenniyle teselli arasında gamlı bir perdeden mırıldanmıştım.
"Barışmayalım, çünkü küsmeyelim hiç."