Açıp penceremi, salıverdim dolunayımı, Cahit Külebi’den bir şiir fısıldayarak kulağına: “Bir gün geleceğim / alıp şu başımı /
bir gün geleceğim / belki de Haziran /
bulacak naaşımı / belki de Haziran…”
Haziran, bir ozanın naaşını kaldırırken, dolunay samanyolu boyunca efsunlu yıldızlar saçarak uzaklaştı.
Bakakaldım peşinden…
Ne gözümü alabildim... ne göze alabildim...
Yaşım büyüse de büyümedi içimdeki çocuk…
… ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım…
Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi…
Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım… Haziran doğumlu…
Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin’den artakalan:
“Sokaktayım / gece leylak ve tomurcuk kokuyor / yaralı bir şahin olmuş yüreğim / uy anam anam… / Haziran’da ölmek zor”…
Lakin doğmak da zor Haziran’da…
Yaz kapıyı çalsa da;
… biliyoruz sonu hazan…
Yine de seviyorum seni…
Yarim Haziran !…
Şaşkın ve aşkın sularca,
Kollarımı nereye sarkacağımı bilmeden,
Geçeceğim uykusundan köylerin.
Hasretim azarak çoğalacak.
Yol boylarından iğde kokuları desteleyeceğim.
Umut bu ya sevişmelere düşeriz belki de...
Bana sorarsan uykularını alıştırmaya bak koynuma.
Bir gül yaprağını yıkayan yağmur
Beni de yıkar hazırlar tomurcuğuna...