Murakami den okuduğum ikinci kitap, konu, karakterler, dil akıcı ve güzel ama ilk kitabını yarım bırakma sebebim olan cinsellik yine çok fazla var. Karakterin kadınları cinsel objeden başka bir şey olarak görmüyor. Tek derdi cinsel organıymış gibi anlatıldığı bölümler beni rahatsız etti.
Bana göre Murakami efsane olmak değil modern olmak istiyor. Her ne kadar yazarı sevmessem de Modern edebiyatın en seçkin yazarlarından. Kurguları çok iyi. Hele ki bu kitapta bulduğu konu zekasını alkışlayacak nitelikte.
Çoğumuzun merak ettiği ve tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz "Paralel evren" konusu. Stanley Kubrick ve Christopher Nolan'ın filmlerine ilham olan konu.
"Haşlanmış harikalar diyarı" ve "Dünyanın sonu" adıyla iki bölümden oluşan paralel evrenler.
"Ben birilerinden tiksinerek, nefret ederek, öfke duyarak yaşamaktan artık yoruldum. Hiç kimseyi sevemeden yaşamaktan da yoruldum. Tek bir arkadaşım bile yok. Bir kişi bile. Dahası kendimi sevmeyi bile başaramıyorum. Neden kendimi sevemiyorum, çünkü başkasını sevemediğim için. Insan birilerini sevmek ve birileri tarafından sevilmek yoluyla, kendini sevme yöntemini bulur. Söylediklerimi anlıyor musun? Birilerini sevemeyen bir insan, kendisini de doğru dürüst sevemez. Hayır, bunun senin suçun olduğunu söylüyor değilim. Şöyle bir düşününce sen de o mağdurlardan birisin belki de. Sen de muhtemelen kendini sevmenin yolunu tam olarak bilmiyorsundur. Öyle değil mi?"
Babası sessizliğe gömülmüştü.
Sadece bu kitap değil serinin tüm kitapları kesinlikle sürükleyici, bazı yerine oturmayan yerler olmasına rağmen. Ancak öncelikle belirtmek istediğim noktalar var ve bu kitabın sürükleyici olmasını kesinlikle saf dışı bırakıyor. Karakterleri kesinlikle oturmuş, ne istediklerini bilen ve kitapta olgun ve tam anlamıyla olumlu karakter çizen iki kadın var özellikle Bilge ve Özge. Özge, kendisiyle tamamen fikir ayrılığı yaşayan, hayat felsefesine ters Sadık Murat Kolhan'a aşık ve aşkı karşılıklı. Ama birden büyük bir aşk darbesi yemiş ve kadınlardan kesinlikle uzak duran Deniz'le karşılaşıp, hemen ona aşık olabiliyor. Nitekim Deniz de ona. Bilge, Ali'yle bir ilişki yaşamak üzere ve sürekli onu düşündüğü halde, ana karakterimiz olan psikopat psikolog Can Manay'ın tek bir dokunuşuyla ondan başkasını düşünemez olabiliyor. Bunun gibi birçok tutarsızlık var. Tabi bir de Can Manay'ın neden bu kadar bağlı olduğunu bu kitapta ancak anlayabildiğimiz Eti var. Can'ın annesi izlenimi yaratan, ancak bu kitapta anlaşıldığı üzere ondan nefret etmesi gerekirken bu kadar iyi olmasına hayret ettiğim bir Eti. Tabi bir de Eti'nin ölüm döşeğinde günlerce hastanede yatması, tam ölmek üzereyken, gelin görün ki, bizim yıllarca tıp okumuş, üzerine bir de uzmanlık eğitimi almış hekimlerimizin yapamadığını, alternatif tıpçıların yapıp onu iyileştirmesi. Daha fazla yazamayacağım, yoruldum ve nitekim sıkıldım...
PiAkilah Azra Kohen · Destek Yayınları · 201514bin okunma
Bizim yıllarca tıp okumuş daha sonra da uzmanlık almış hekimlerimiz hastanelerde hastaları muayene etmiyor, ediyormuş gibi yapıyor. Devlet hastanesine gittiğinde anlaması zor değil.