İçinde bulunduğum durumun zor anlaşılır olduğunu biliyorum; hoş, bir bakıma böyle olması da iyi ya. Günlük alışkanlıklarımız içinde en önemsiz görünen bir şeyin bile aslında ne kadar değerli olduğu bilinsin yeter, en zavallı bir dilencinin bile kendinden ayrılmaz bir bütün diye bellediği yüzlerce ufak tefek şey: Bir mendil, eski bir mektup, sevdiğiniz bir insanın fotoğrafı. Bunlar bizden parçalar gibi, bedenimizin organları gibidir; bunların bizden koparılıp alınması akıl almaz, çünkü anılarımızı tazelemek için kesinlikle onların yerine başkalarını alıp koyarız.
Şimdi bir insan göz önüne getirin ki, sevdiği insanlarla birlikte yuvası, alışkanlıkları, ceketi, pantolonu, uzun sözün kısası, her şeyi elinden alınmış olsun. Kendini bomboş, boşalmış hissedecektir bu insan, çünkü nesi var nesi yok her şeyini yitiren bir insan, kendi kendisini de çok kolay yitik hisseder.