Muharebede düşman karşıdadır. Üniformalıdır. Az da olsa, çok olsa da bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın, kovalarsın... Anında ölenler, yaralananlar olur. Ama hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim, bilinmez!
"Bunlar biraz anormal adamlar! Hani dilsizlerde işaret anlamak yatkınlığı, körlerde elleriyle adeta görmek özelliği olur. İşte öyle bir şey... Zekaları kıldan ince, kılıçtan keskin... Ama yalnız zekaları... Neden?"
"Hareketsiz olduklarından... Dikkat edilirse, hayatın diğer cephelerinde dehşetli pasiftir bunlar... Doğuda aydınlar, davranış ihtiyaçlarını çoğu sözle doyururlar. Yeri gelince, kendilerini astıracak kadar tehlikeli bir espriyi söylemekten çekinmezler de ellerindeki bastonu birisinin kafasına indirmek icap ederse korkudan, şaşkınlıktan donakalırlar.
"Ben o kadar güzel değilmişim. Annem böyle söylüyor."
"Sakın inanma! Sen elbette daha güzelsin. Dikkat et, oradaki Ayşe kımıldanamaz, gülemez, dilini çıkaramaz. Balıklara acıyamaz. Sen daha güzelsin kızım."