Kendimi büyük oyunun bir parçası olarak hissetmeyi severim: Kontrol etme kapasitesine sahip olmamak ama olayların seyrini öngörebilmek. İnsanların huzursuzluğu da buradan doğuyor sanırım, istedikleri seviyede olmadıklarının, kendi hayatlarının hakemleri olmadıklarının trajik bilincinden.
Bizim için önem taşıyan her şeyin ötesinde olduğundan kavuşmak imkân dahilinde değilmiş gibi gözüktükçe bizi çeken ötekine, sanki bize rağmen, zorunlu olarak bağlayan şeydir tutku!
Hayatımızdaki olaylar hiçbir zaman biricik değildir ve asla, bizim istediğimiz gibi tek anlamlı şekilde birbirini izlemez. Çokludurlar, karşı konulmazdırlar, bilinç içinde sonsuza dek aksederek devam ederler, geçmişimizden geleceğe gidip gelir, akis gibi, su halkaları gibi yayılır ve her seferinde birbirlerini değiştirirler.