bazen vazgeçersin.herkesten ve herşeyden.uzaklara gitmek istersin ,başka yerlere kaçmak.kimseyle konuşmak kimseyi görmek istemezsin. kurduğun hayallerden, verdiğin sözlerden vazgeçersin. ne başarmaya gücün kalır nede oldurmaya.bir iki defa kendini kandırır yeniden denersin, çok geçmeden anlarsın olmayacağını, olduramayacağını yorulursun…birşeyleri beklemekten, “acaba değişir mi” diye sorgulamaktan.bir mucize olsun diye inanmaktan yorulursun. kendini suçlamaya başlarsın umut ettiğin için, emek verdiğin için. gerçekleşmemesine rağmen hayallerinin peşinden koştuğun için kocaman bir boşluk oluşur. tam kalbinin üzerinde doldurmak istedikçe, içini acıtan,yüreğini sızlatan. sonra yatağına girip, yorganı üzerine çekersin. “VAZGEÇTİM” dersin, bugün herşeyden ve herkesten “VAZGEÇTİM” bazen vazgeçersin. kurduğun bütün düşlerinden, verdiğin bütün sözlerden. biriktirdiğim bütün hayallerden TEK TEK “VAZGEÇTİM”….
“Kabul edelim: yaşamlarımız sefil yorucu ve kısa. Doğuyoruz’ bizi hayatta tutacak kadar yemek veriliyor ve becerisi olanlarımız güçlerinin son damlasına kadar çalışmaya zorlanıyor; işe yaramaz hale geldiğimiz anda korkunç bir zulümle karşılaşıyoruz..
Mezar imparatorla mahkumu, zenginle yoksulu , güzelle çirkini, bilgeyle deliyi eşit kılar. Bizi de beyazlarla eşit kıldı. Çünkü hiç bir siyahinin kemikleri siyah değil ; bizim kemiklerimiz de sizinkilerin renginde . Bu yüzden aramızda bir fark kalmadı . Mahşer gününde dirildiğimizde kimse bize ayrı bir ırk gözüyle bakmayacak,çünkü fark görmeyecek. Ya kemiklerimiz de siyah olsaydı ; düşünülebiliyor musunuz?