Günde üç öğün yemek yemelerine, iş sahibi olmalarına, çocuk yapmalarına, arabalara binmelerine, güzel giysiler giymelerine rağmen insanların çoğunun bir ölüden farkı yoktur.
Tamam,ateş düştüğü yeri yakardı ama hayat olduğu gibi devam etmemeliydi.uzayın boşluğuna savrulup yok olmuyordu acılar.nereye gidiyordu peki bunca acı,bunca yaşanmışlık neyi değiştiriyordu? Biz insansak bunlar kimdi? bunlar insansa biz kimdik? hepimiz insansak……. Hayır, hepimiz Birden insan olamazdık, insan türü dışında yeni bir tür oluşuyordu muhakkak.insan türünü küçümseyen, hor gören yeni bir canlı vardı artık, kendini yarı tanrı gibi gören bir tür belki de …….
“Kabul edelim: yaşamlarımız sefil yorucu ve kısa. Doğuyoruz’ bizi hayatta tutacak kadar yemek veriliyor ve becerisi olanlarımız güçlerinin son damlasına kadar çalışmaya zorlanıyor; işe yaramaz hale geldiğimiz anda korkunç bir zulümle karşılaşıyoruz..
Mezar imparatorla mahkumu, zenginle yoksulu , güzelle çirkini, bilgeyle deliyi eşit kılar. Bizi de beyazlarla eşit kıldı. Çünkü hiç bir siyahinin kemikleri siyah değil ; bizim kemiklerimiz de sizinkilerin renginde . Bu yüzden aramızda bir fark kalmadı . Mahşer gününde dirildiğimizde kimse bize ayrı bir ırk gözüyle bakmayacak,çünkü fark görmeyecek. Ya kemiklerimiz de siyah olsaydı ; düşünülebiliyor musunuz?