Oğlan:
- Baba, beni evlendirmek istediğine göre sence bana layık kız nasıl olmalı? dedi.
Kanlı Koca:
- Nasıl olmalı? diye sorunca,
Kanturalı:
- Baba, ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben asil atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kâfir eline varmadan o varmış ve bana baş getirmiş olmalı, dedi.
Kanlı Koca:
- Oğul, sen kız değil savaşçı istiyormuşsun. Onun sırtından yiyip içmek, gününü gün etmek istiyormuşsun, dedi.
Doğru dürüst fikrim yoktu. Gerçekten öyle. Düşünebileceğim kelimelerim bile yoktu. Deneyimlerimse anlam kazanmamış bir sürü görüntüden ibaretti. Bilgilendikçe, kelime haznemi geliştirdikçe, o deneyimlerimde görüntüleri aşan şeyler olduğunu gördüm. Deneyimlerimi bilinçle yorumlamaya yöneldim.
Kızın muhakemesi, yaşı kadar gençti; halbuki içgüdüleri, en az insanın varoluşu kadar yıllanmıştı. Aşkla yaşıt içgüdüler, geleneklerden, fikirlerden ve buna benzer yeni zuhur etmiş her şeyden daha fazla hikmet sahibiydiler.
Orada geminin kaptanı, Martin'in sadece zamanının efendisiydi; ama burada otelin müdürü, Martin'in düşüncelerine bile sahip olmuştu. Sinir törpüsü, vücut zımparası olan ağır iş dışında hiçbir fikri kalmamıştı.